gezi-parki-direnisi-ayfer-tunc-egoistokur-occupygezi-2

ODTÜ Vişnelik tesisinde 30 Ağustos 2014 günü bir toplantı vardı. Akademisyenler, aktivistler, hak örgütleri temsilcileri, çeşitli siyasi partilerin üyelerinin doldurduğu salonda gündem “solda birlik” idi…

Toplantıların ikincisi 21 Eylül 2014 tarihinde yine ODTÜ Vişnelik tesislerinde yapıldı. Vişnelik’teki üçüncü toplantı 19 Ekim Pazar günü yapıldı ve “Birleşik Haziran Hareketi”nin (BHH) kuruluş kararı alındı.

Erl Bilaloğlu
30 Ağustos’taki ilk toplantı sonrasında şöyle bir açıklama yapılmıştı: “Türkiye sağa kaydıkça bir karabasana dönüşen gelişmeler hakkında düşüncelerimizi paylaşmak, üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmek, olanaklarımızı birleştirmek ve fikir birliği sağladığımız zeminlerde; aklımızı, gücümüzü ve enerjimizi bir araya getirmek için toplantıların sürdürülmesi konusunda eğilim birliği sağlandı.”

Türkiye Meclisi toplantısı Aralık’ta
Kuruluş kararının alındığı üçüncü toplantı sonrasında ise bir kuruluş, çağrı metni yayınlandı. Vişnelik toplantıları sonrası yerelde Birleşik Haziran Hareketi forumları ve yerel meclis oluşturma çalışmaları yapılma kararı alınmıştı. Çalışmalar İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Bursa, Eskişehir, Rize, Mersin, Kocaeli, Kırklareli, Çanakkale, Yalova gibi birçok ilde yapılıyor. Bu çalışmaların ardından yerel meclislerde seçilecek delegelerle Türkiye Meclisi toplantısı Aralık ayında yapılacak.

Birleşik Haziran Hareketi’nin kuruluş, çağrı metninin imzacıları arasında yer alan Eriş Bilaloğlu ve Mehmet Yeşiltepe ile yaşanan süreci konuştuk.

Gezi’yi doğuran nedenler
Solda birlik arayışları dönem dönem yaşandı, Birleşik Haziran Hareketi için toplantılar başladığında akıllardaki ilk soru “Nasıl bir ihtiyaçtan” doğduğuydu.

Eriş Bilaloğlu buna şöyle yanıt veriyor “2013 Haziran hareketi hangi ‘ihtiyaçtan’ yaşandıysa bu da o ihtiyaçtan dersek, eksik olsa da yanlış olmaz sanırım.”

2013 sonrasında siyasi ve toplumsal ihtiyaç konu olunca Gezi Direnişi vurgusu kaçınılmaz oluyor; Mehmet Yeşiltepe de benzer bir cümle kuruyor: “Güncel boyutunu, ‘Gezi’yi hazırlayan nedenler’ olarak özetleyebiliriz”.

Mehmet Yeşiltepe
Gezi Direnişi’nin gösterdiği
“Acı farklılıklara üstün geldi”
Mehmet Yeşiltepe Gezi’nin etkisini şöyle açıklıyor: “Gezi, AKP eliyle sürdürülen saldırılar karşısında tek tek her ezilen kesimin ve bir arada tüm halkın, aradaki farkları yok sayarak sokağa dökülmesidir. Acının farka üstün gelmesi, ezilenlerin sokakta, mücadele içinde yoldaşlaşmasıdır. İşte sokaktaki bu büyük buluşmayı doğuran ihtiyaçlar, bugün de varlığını sürdürüyor. Gezi, hem öğreticilik hem de zemin oluşturdu; Haziran direnişi sonrasında azalacağına artan saldırılar, hak gaspları ve faşist kurumlaşmalar karşısında, Gezi’de ortaya çıkan dinamiğin daha da kapsayıcı kılınarak kalıcılaştırılması ihtiyacı BHH’yi doğurdu”.

“İnsanlar var ve burada”
Eriş Bilaloğlu Gezi sürecinin sol/sosyalist yapıların yetersiz kalışının bir belgesi olduğunu düşünüyor: “Günü, günün ihtiyaçlarını, bunu formüle etmeyi ve bu çerçevede insanları kitlesel harekete geçirmede sıkıntılar, biliniyordu, yaşanıyordu. Ama 2013 Haziran’ında yaşadığımız insanların kitlesel olarak ‘var ve burada’ olduğunu gösterdi. Dolayısıyla sol/sosyalistlerin hem akıllarını hem de fiziki güçlerini birlikte, bir ortak zeminde değerlendirmelerinin yerindeliği ortadaydı. Evet 2013 Haziranı bir halk hareketiydi. Dolayısıyla kötü duruma itiraz ve isyanla arzu ettiğimiz bir yaşam mücadelesini vermek üzere yerellerde buluşmak, örgütlenmek ve bunu Türkiye ölçeğinde ortaklaştırmak bir ihtiyaç ve BHH bu ihtiyaçtan ‘doğdu’.”

Hareketin geçmişle bağı
Peki, geçmişteki deneyimler ne kadar etkili? Sol, sosyalist hareket geçmişte de birlikte hareket etme ya da birleşme deneyimleri yaşadı.

“Yaşasın bağzı buluşmalar”
Eriş Bilaloğlu’na göre “Geçmiş farklı deneyimlerin olumsuz tecrübesi şu ya da bu sebepler ihtiyacın geçerliliğini ortadan kaldırmıyordu. Fakat BHH’nin önüne koyduğu sol/sosyalistlerin birlikte davranması dersek hatalı olur. Kuşkusuz bu iyi bir şey ama ihtiyaç ortak bir zeminde ve bunu da doğal olarak ‘içeren’ fakat asıl olarak ‘Haziran öznelerinin yer almasını’ sağlayacak, onları hedefleyen bir zemin oluşturmak. Yani her buluşma değil ‘bağzı buluşmalar’ daha çok ihtiyaç! Buna halk hareketi diyebiliriz. O halde yaşasın bağzı buluşmalar.”

“1970’lerde ki gibi’”
Mehmet Yeşiltepe ise BHH sürecini 1970’li yılların ikinci yarısında direniş komitelerini ihtiyaç haline getiren sürece benzetiyor: “O zaman da faşizmin resmi veya sivil güçlerinin halka karşı yoğun ve sistemli saldırıları ve halkın bu saldırılara karşı kendiliğinde de olsa gelişen direniş eğilimleri söz konusuydu. İşte Hareket bu direniş eğilimlerini devrimci bir doğrultuya kanalize etmek ve örgütlü, kalıcı bir nitelik kazandırmak amacıyla sürece direniş komiteleri oluşturarak müdahale etti. Bugün de Birleşik Haziran Hareketi (BHH) ile amaçlanan, Gezi’de en somut biçimiyle dışavuran direniş eğilimlerinin, tüm ezilen kesimleri kapsayacak biçimde örgütlenmesi ve doğru hedeflere yöneltilmesidir.”

Ne kadar kapsayıcı?
Gezi Direnişi kendiliğinden bir hareketti ve tüm ülkede değişik kesimleri, siyasi görüşlüleri sokağa döktü. BHH ise Vişnelik’te başlayan bir dizi toplantı sonrasi yerele ve değişik illere yayılma yolunu seçti. Bu noktada akla hareketin kapsayıcılığı geliyor.

“Gezi ‘onlar bir avuç, biz milyonlarız’ idi”
Mehmet Yeşiltepe kapsayıcılığı üzerine şöyle diyor: “Gerçekçi olmak gerekirse Gezi, ‘onlar bir avuç biz milyonlarız’ sloganının gerçekliğini somutlayan, ezilenler arasında temenni edilen en geniş katılımın gerçekleştiği, ender rastlanabilecek bir buluşmadır. Haziran Hareketi’nin kapsayıcılığı, Gezi’ye dair tanımladığım bu resimle kıyaslandığında eksik, yetersiz gibi görünebilir. Ancak bence buradaki ölçekler görelir. Birincisi, biz refleksel değil kalıcı, devamlı bir hareket amaçlıyoruz. İkincisi, halkların, ezilenlerin potansiyel gücü, Gezi’de somutlananı da aşan boyutta; bu alanda BHH dışında da örgütlenmeler, Gezi sürecinde harekete geçmeyen güçler, dinamikler söz konusu. Bunlar, birbirinin alternatifi veya karşıtı değil, tamamlayanı olarak görülmeli; daha büyük toplamlara, demokratik devrim gibi kapsamlı programlara giden basamaklar olarak değerlendirilmeli.”

“Bir zeminde hareket etmek mümkün”
Eriş Bilaloğlu da Gezi’nin kapsayıcılığının çok geniş olduğunu söylüyor. Peki BHH’nin bu konuda yeri nedir?

Şöyle yanıt veriyor: “Gezi’yi ortaya çıkışıyla, özgünlükleriyle sanırım ‘bir başkasıyla’ karşılaştırmak hem zor hem de doğru değil. Ama ondan esinlenmek, Haziran’ın değerleriyle, birlikte olma halinin biricikliğine gösterdiği özeni benimsemek, buna uygun bir söylem ve vücut dilini kurmaya çalışmak ya da sürdürmek önemli. Bu yapılabildiği ölçüde kapsayıcı olmak ya da hep birlikte bir hareket zemininde yer almak, bir zeminde hareket etmek mümkün olacak. Çünkü gerçekte önemli olan birinin ‘diğerini’ kapsaması yerine yerellerde ve Türkiye ölçeğinde hep birlikte kapsayıcı olmaktır”

Hedef kitle
Katılımın yoğun oldğu ama kendilerini tanımlama açısından farklılıklar gösteren Gezi Direnişçileri düşünüldüğünde bu noktada BHH’nin harekete geçireceği hedef kitlesini tanımlamak gerekiyor.

“Birlikte harekete geçmek”
Eriş Bilaloğlu yaklaşım olarak “harekete geçirmek” değil “bir zeminde birlikte karar alıp harekete geçmeyi” hedeflediklerini söylüyor. “Kuşkusuz önce Vişnelik’te bir araya gelerek 19 Ekim’de sade, kısa bir metinle çağrıda bulunuldu. Bu metni tanımları ve hedefleriyle tekrarlamak istemem. O çağrının kapsama alanına girenleri, çağrının kendisi için bir anlam ifade ettiğini düşünenleri  ‘hedef’ olarak söyleyebiliriz.”

“Tüm sınıf ve tabakalar”
Mehmet Yeşiltepe ise hedef kitleyi şöyle tanımlıyor: “Mevcut düzenin değişmesinden yana çıkarı olan tüm sınıf ve tabakalar olarak tanımlamak mümkün. Ancak bu tür amaçları, hedefleri hafife almamak, gerçekçi olmak gerekiyor. Bu konudaki deneyimler, böylesi buluşmaların çoklu çabaları ve inişli çıkışlı çok uzun süreçleri gerektirdiğini gösteriyor. Bugün için daha somut bir kapsam tanımı yapacak olursak, Haziran Hareketi’nin, tanımlanan ilke ve amaçlar çerçevesinde; ezilen kimliklerden sınıfa uzanan en geniş yelpazede bir buluşmayı, programatik bir kardeşleşmeyi amaçladığını söyleyebiliriz.”

Forumlar ve meclislerdeki hava
Aslında BHH, 19 Ekim’de kuruluş metni ortaya çıkmasının ardından farklı kentlerde yapılmaya başlanan buluşmalar, forumlar ve yerel meclis toplantılarıyla kitlesiyle bir araya gelmeye başladı.

“Düne göre daha havalı”
Bu sürece aktif olarak takip eden, Yalova toplantısında bir konuşma yapan Eriş Bilaloğlu, bu süreci şöyle değerlendiriyor: “Haziran ve takip eden aylardaki park forumlarının havası hepimiz için özeldi. Ee, Gezi bir referans olarak başımızda. BHH bütün park forumlarıyla bağı olmasını ister, park forumları BHH’nin çağrısını değerlendirir; kimileriyle var kimileriyle bağı yok bildiğim kadarıyla. Bir aydır toplanan forumların ‘havası’ için kişisel gözlemim düne göre daha ‘havalı’ olduğu. Beklenti, arayış olması bir ihtiyaç olduğunu gösteriyor, en net söylenebilecek olan bu kanımca. Nereye gider, ne olur, ne yapabiliriz kuşkularının olmadığını söylemek de gerçekçi olmaz. Ama zaten asıl mesele de bu değil mi? Yapabiliriz demek ve yapmak için Haziran’ın ruh hali, enerjisi, dili, birlikte olma özeni ile harekete geçmek.”

“Coşkuyu gördük”
Mehmet Yeşiltepe ilk gözlemini hemen şöyle ifade ediyor “Gerek örgütlü hareketlerin içinde gerekse tek tek insanlarda, birlikte harekete olan özlem, öylesine büyümüş durumda.”

Yeşiltepe Gezi ile karşılaştırma yapıyor: “Gezi’de sağlanan buluşma nasıl bir heyecan yarattıysa, BHH forumlarında da bu heyecanın bir başka biçimini, küllenmiş bir umudun dirilmesi bağlamında bir coşkuyu gördük. BHH bugün henüz oluşum aşamasında; bir oturumda tamamlanan yapılardan farklı olarak, yaşayan, canlı bir yapı; güç ve imkanların aritmetik toplamı değil, 1+1’in 3 etmesidir. Hem itiraz hem alternatiftir. Bu hareket, Gezi’nin şifreleri çözülerek daha ileri taşınmasıdır; kalıcılaştırılmak üzere planlı-programlı bir işleyişe kavuşturulmasıdır. Bu bağlamda BHH= Gezi+devrimci iradedir.”

ÖDP ve HDK deneyimleriyle benzerlikler, farklılıklar
Eriş Bilaloğlu: Her ikisi de deneyim olarak önemli. Analitik bir yaklaşımla kuruluş süreçlerinin benzer yanları olduğu da farklılıkları da söylenebilir, vardır. Olabildiğince üzerine titrenilecek olan sol-sosyalist odakların bir araya gelmesi ve onların belirleyiciliğinde bir irade değil, kuşkusuz onların öznelerinin de yer alacağı ama yerellerde bir iradenin oluşumu, harmanlanması için ön açıcı olmak.

BHH’ni bir ihtiyaç olarak kabaca bir yıldır Türkiye ölçeğinde az-çok katılımlı forumlarda “düşünenler” bugüne kadar ortaya çıkmış ve ihtiyaca yanıt olduğu düşünülen yapı, oluşum vb’lerini yanıt olarak yeterli bulmamış durumdalar.

Bu bakışla, kuruluşu forumlara, meclislere dayandırmaya çalışması farklılığı da diyebiliriz. Kimileri için bir parti düzeni, disiplini açısından kusurlu bir yapı olabilir bu haliyle ama halkın karar alıp uyguladığı bir hareketin özgünlüğü, başarılabildiği ölçüde, farklı olacak diyebiliriz. Bu durumda sürecin seyri de ezberlere, o ya da bu beklentiye karşılık düşmeyebilir.
Mehmet Yeşiltepe: ÖDP’nin kuruluş süreci, bir dönemin özgün ihtiyaçları çerçevesinde düşünülüp uygulanmıştı; farklı dönmelerde farklı yer ve koşullarda uygulanabilecek genel bir model değil. Bugün, doğruları ve yanlışlarıyla o süreç tamamlamış, miadını doldurmuş durumda.

Bildiğim kadarıyla ÖDP’li arkadaşlar da, BHH ile ÖDP arasında denklikler kurulmasından kaçınıyor. ÖDP sürecinin bir özelliği de kapsamındaki hareketlerin, bu kapsam dışındaki varlığına büyük oranda son vermesi, bir parti disiplini altında birleşmesiydi. BHH ise, bileşenlerin mevcut varlığını ve çalışmalarını koruyarak geldiği, homojen değil heterojen bir zemin; parti ve hareketlerden toplumsal dinamiklere ve bireylere dek uzanan birleşik bir hareket.

HDK/HDP olarak bildiğimiz oluşum da çeşitli kesimleri, kişi ve yapıları bağrında toplamış olması itibariyle BHH’ye benzetilebilir. Ancak bu, büyük oranda biçimsel bir benzerliktir. HDP, Kürt sorununa ve buna bağlı olarak “çözüm süreci”ne endeksli olarak hareket eden, en azından çizdiği mevcut görüntü böyle olan bir yapı. Kurulurken birleşik mücadele vurgusu yapılmış olsa da fiilen böyle bir kapsayıcılık oluşmadı. Bu durum, tüm halk kesimlerinin sorunlarının aynı programda toplandığı buluşmaları güçleştiriyor; Gezi sürecinde veya 17 Aralık yolsuzluk operasyonlarında olduğu gibi hükümete karşı duruşta farklı tercihleri beraberinde getiriyor.

Kısacası, paradigma farkından da kaynaklanan, Kürt sorunu dahil ezilenlerin sorunlarının çözümüne dair bir yorum ve duruş farkı söz konusu. Ancak bu, bir araya gelişin, ortak zeminlerde buluşup mücadele etmenin önünde bir engel değil. Örneğin biz, Kobanê’nin kurtuluşunun yalnızca Suruç’tan değil İstanbul, Antakya vb. yerlerden geçtiğini düşünüyoruz. Medeni Yıldırım vurulduğunda, Gezi direnişi zemininden yükselen ‘Her yer Lice her yer direniş’ sloganı tam da böyle bir duruşun, kardeşliğin ifadesidir. Mücadele, birleşik ve bütünlüklü bir perspektifle ele alınmalı. Anlatmaya çalıştığımız şey, mekanik biçimde kavranmamalı; mesele basitçe “Doğu-Batı” meselesi değildir. Evet, örneğin biz Kobanê’yi boğmak üzere kuşatan gücün imkânlarını çeşitli noktalarda mücadeleyi yükselterek geriletemiyorsak, bu kapsamda Meclis’e getirilen tezkerenin çıkmasını önleyemiyorsak sorumluyuz. Sorgulanacaksak, bu eksiğimiz nedeniyle sorgulanmalı, eleştirilmeliyiz. Yoksa mesele Kobanê’ye kaç kişinin gittiği, gönderildiği noktasında tartışılırsa veya BHH, HDP’nin karşıtı olarak görülürse, hem duruşumuz anlaşılmamış hem de haksızlık edilmiş olur. (HK)
* Bianet’ten alınmıştır.