APTOPIX_TURKEY_PROTESTS_XVG136-2013JUN16_022304_872.jpg

Birleşik Haziran, düşüncede ve eylemde biz olmaktır

Marcos’un “Mücadele bir çember gibidir, her noktasında başlar ama asla bitmez” ifadesindeki gibi mücadele, devamlılık gerektirir. Bu bağlamda belleksiz mücadele, köksüz bir ağaç gibidir, kolay devrilir. Devamlılığın güvencelerinden biri de sistem ile olgular arasındaki bağın görünür kılınmasıdır.

Yaratıcı nitelikleriyle bir çeşit sanat olan devrimcilik, görünmeyeni görünür kılma etkinliğidir. İnsan, ya iktidarın görünmez boyutlarına yedeklenir ya da gerçekliği açığa çıkararak direnir. Bunun için çeşitli yöntem ve araçlar vardır. Sendika, dernek, parti nasıl bu araçlardan biri ise, Haziran Hareketi de bir örgütlenme ve mücadele aracıdır. Bu araçlar birbirinin engeli değil tamamlayıcısıdır.

Kapitalizmin saldırısı sanıldığından da boyutlu ve çeşitlidir. Meta ve mülkiyet ilişkileri, kapitalizmin etkilerini toplumsal ilişkilerin kılcallarına dek taşır. Bu ilişkilerde aynı zamanda kapitalizmin adaletsizliğini, emek hırsızlığını gölgeleyen şeytani bir yan vardır. Buna rağmen sermayenin saldırıları gizlenemez ve gerekçelenemez bir noktaya gelmiş durumdadır. Bugün örneğin İspanya’da hükümet, gösteri hakkını engelleyen, buna ağır cezalar getiren ve “kurallara itaatsizlik” durumunda hapis cezası öngören bir Yurttaş Kanunu tasarısı hazırlıyorsa, İş ve İstihdam Bakanı Fatima Banez tüm grevler için geçerli olacak ve bu hakka darbe indirecek bir “düşük saatli çalışma yasasına ihtiyaç”tan söz ediyorsa, artık metropol ülkelerle yeni sömürgeler arasında toplumsal meselelere müdahalede var olan biçimsel açı da giderek kapanıyor demektir.

İste kapitalizmin bu çok yönlü saldırısı, çok yönlü bir karsı duruşu gerektiriyor. Mücadelenin başarı koşullarından biri de siyasal gerçeklerin anlaşılır bir dile çevrilmesidir. Sistemin anlaşılması, farkındalığı artırır, ezenler arasındaki bağ gibi ezilenler arasındaki bağı da görünür hale getirir. Bu bağlamda Haziran Hareketi’nin işlevlerinden biri de programına konu olan meseleleri günlük dile çevirmektir. Bunun için mevcut sorunlar, teorik tartışmaların kutuplaştırıcı ikilemine sokulmadan ele alınabilmelidir. 

 

‘Hep aynı şeyiz!’

Birleşik Haziran, yöneten-yönetilen ikileminin fiilen aşılmasıdır…

Mevcut sistemde meta ve mülkiyet ilişkilerinin, birey eksenli düşünüp yaşamanın, rekabet ve yarışın, dolayısıyla da ezen-ezilen ilişkisinin yansımalarından biri de yöneten-yönetilen karşıtlığıdır/çelişmesidir. İşte Haziran Hareketi bu çelişmeyi aşma iradesidir.

Bu, Hallac-ı Mansur’un, “Bana bak, onu gör; hep aynı şeyiz!” dediği, ezilenlerin ortaklaşma zeminidir. Azami programı veya farkları öne çıkararak ayrışıp kutuplaşmanın değil asgari müştereklerde buluşmanın ve ortaklaşma zeminini giderek büyütmenin adıdır.

Haziran Hareketi, daraltılmış bir iradenin, bir toplantıdan ibaret kurucu süreçlerin ürünü yapılardan farklı olarak, kolektif bir iradenin ürünüdür; canlı-yaşayan bir süreçtir. Bu nitelikler, devrimin olduğu kadar, sosyalizm ufuklu yaşamın gereklerindendir. Sevgi eksenli devrimci kimlik, her şeyin toplumsallaşacağı komünal gelecek; bugün de insana değer veren, her katılımcının fikrini önemseyen, yoldaşlık kimyasını tüm ezilenlere yaygınlaştıran bir duruş gerektiriyor.

Elbette sisteme ait, sistemden kaynaklanan alışkanlıklar/eğilimler “ha” deyince aşılmıyor. İste tam da bu nedenle Haziran Hareketi, bireyci alışkanlıklara, yarış ve rekabete zemin bırakmayan ilkeler ve isleyiş tarzı geliştirdi. Alışılmışın dışında bir hareket olması nedeniyle ilk etapta geliştirilen eleştirileri hoş görmek gerekiyor. Haziran Hareketi hayata ve sokağa taşındığı oranda, ne olduğu daha iyi anlaşılacak ve bu tartışmalar azalacaktır.

Yöneten-yönetilen ikilemini bugünün koşullarında bütünüyle aşmak olası değildir. Ancak etkilerini minimuma indirmek mümkündür. Sadece söz yetmez; hiçbir güzelliğe emeksiz ulaşılmıyor. İnsanlar, kolektif iradeyle yürütülen, her şeyin paylaşıldığı bir ilişkiyi yaşadıkça, onun anlamına, tadına ve bugünden uygulanabilirliği inancına varacaktır.

 

‘Sevmek için delice inanmak’

Birleşik Haziran, söz ve karar süreçlerini biçimsel olmaktan çıkarmaktır…

Vişnelik dahil ön toplantılardan forumlara ve meclisleşme aşamasına geçilmiş olması, bu süreçleri ölü süreçler haline getirmiyor; aksine forumlar devam edecek, meclisler de yenilenerek varlığını sürdüren canlı bir organizma olarak işlev görecektir.

Daha önce bu türden bir ortaklaşmanın başarılamamış olması, yasanmış olan yorgunluklar, kırgınlıklar vb. geniş kapsamlı birleşik bir hareketin oluşumunun önüne bir engel olarak çıkarılmamalı, başarısızlıklara bir yenisinin eklenmesinin umut ve inanç kırılmasını büyütebileceği gerçekliğine rağmen, yola inanarak devam edilmelidir. Geniş bir yelpazede bir araya gelen ezilenler, Che’nin “Bir şeyi yapmak için çok sevmelisiniz bir şeyi sevmek için ona delice inanmalısınız” sözündeki gibi birbiriyle empati kurabildikleri ölçüde öğretilmiş mesafeler, yapay kutuplaşmalar kalkacak, sevme ve inanma zemini oluşacaktır.

Birleşik Haziran Hareketi, geliştirdiği demokratik isleyişle, söz ve karar süreçlerine katılımı biçimsel olmaktan çıkarmış, doğrudan ve doğal bir işleyişin parçası haline getirmiştir. Bu, Bergama köylüsünün veya Yatağan işçisinin geliştirdiği mücadeleye içkin haldeki kapsamasıdır.

Yöneten-yönetilen çelişmesinin hayatın her alanına yansıdığı, mülkiyet ilişkileri üzerine bina edilmiş bir sistemde; faşizmin toplumun kılcallarına dek varlığını hissettirdiği koşullarda Birleşik Haziran, hem bir direniş hem de bir alternatif odağı olarak gündeme geldi. Bir taraftan yapılanırken diğer taraftan niteliğine ve neyi, nasıl yapacağına dair soruları yanıtlayan canlı niteliği ile bu hareket, bugüne kadarki örneklerden farklı bir çizgi izliyor. Bu farklılık yer yer anlaşılmayı güçleştiriyor, yer yer de yanlış soruları beraberinde getiriyor.

Gerek Birleşik Haziran’ın farklılığı ve yeniliği, gerekse bugüne kadarki deneyimlerin bıraktığı olumsuz imaj nedeniyle yanlış soruları da hoş görmek gerekiyor; ama Birleşik Haziran’ı anlamak ve sürecin nasıl işleyeceğini kavramak açısından doğru sorular sormak önemli bir koşuldur. Bilinir ki yanlış sorulara doğru yanıt verilemez.

 

‘Nasıl umut olacak?’

Bundan sonra ne olacak; ezilenler arasındaki empati ve sokaktaki sinerji nasıl oluşturulacak?..

Birleşik Haziran, tüm ayları Haziran kılma girişimidir, yaratıcı ve zorlu bir yürüyüştür. Bir kuruluş ve tamamlanmadan çok bir başlangıçtır; kapsamlı, kararlı ve örgütlü bir iradedir. Tam da bu bağlamda, bundan sonra ne olacak, Haziran Hareketi bir umuda, somutlanmış bir alternatife nasıl dönüşecek; kimi dostlarımızın ifade ettiği gibi “Haziran nasıl umut olacak” soruları, sürecin başarılması bağlamında önem taşıyor.

Birleşik Haziran Hareketi, Aralık ayının son haftasında Türkiye Meclisi’ni toplayarak kuruluşunu ilan etti. Ancak bu yapı, niteliği gereği “kurularak tamamlanan” türden bir hareket değildir.

Birleşmiş olmak, başlamak ve adım adım başarmak; değerleri ve iddiaları sözden fiile taşımak bağlamında önemlidir ama yeterli değildir. Birleşik Haziran’ın, halk güçlerinin ilk buluşması olduğunu veya birleşik mücadelenin yeni keşfedildiğini söyleyemeyiz. Haziran’ın farkı, birleşik mücadelenin güncellenerek somutlanmasında ve süreklileştirilebilmesinde aranmalıdır.

Mülkiyet ilişkilerini, “ben-biz” ikilemini yok sayamayız; ama buna rağmen en geniş zeminde beraber yürüyebilmenin bir yolunu bulabiliriz. İşte Haziran Hareketi, o yolun arayışıdır ve an itibariyle kendisidir.

Ezilenler içindeki farkları, hatta öznelleşmiş alışkanlık ve dirençleri nasıl hoş görerek ilerlemek durumundaysak, bize soru işaretleriyle bakan, tereddütlü davranan dost kesimlere de aynı hoşgörü ile yaklaşmalıyız. Bu nedenle, mücadele acil bir ihtiyaç olsa da atılacak adımları aceleye getirmemek gerekiyor. Önümüzdeki süreçte forum ve meclislerin üretken ve işlevsel kılınması, atalete düşme ve giderek sınırlanma/dağılma olasılığını önleyecektir. Bunun en önemli aşaması pratiktir. Farklı yapıları ve ezilen kesimleri mücadele içinde bir araya getirmek, beraber itiraz edip beraber kazanmak, gerektiğinde beraber bedel ödemek bu konudaki retorikten daha fazla etkili olacak, Haziran yoldaşlığını ete kemiğe büründürecektir. Ezilen kesimler birleşik mücadele zemininde hak ararken, itiraz eder veya kendini ifade ederken birbirini daha iyi tanıyacak, öğretilmiş yapay farklar yerini yoldaşça bir bütünleşmeye bırakacaktır. Bu tabii ki hemen oluşmaz. Bundan sonraki adımlar bu türden amaçları içererek atılmalı, “dostlar alışverişte görsün” çizgisinden işlevsel bir çizgiye geçilmelidir.

Bir çeşit eylem birliği olan Birleşik Haziran Hareketi, belirlenmiş eylem takviminin yanında gerekmesi halinde anında harekete geçebilen bir reflekse ve esnekliğe sahip olmalı, ezilenlerin sahipsiz olmadığını fiilen göstermelidir.

Bu şekilde, örgütlü kurumsal yapıların ötesine geçmek, sessiz ve isimsiz kitlelere ulaşmak, onların sesi haline gelebilmek, en ıssız gönüllere bile yerleşmek mümkün olacaktır.

 Bunun için elbette eylem reçetesi oluşturulmayacaktır ancak Birleşik Hareket’in ezilenlerin sesi, vicdanı olması, sahiplenilmesi ve katılım yelpazesinin tüm ezilenlere doğru genişlemesi için verilecek mücadele ve oluşturulacak güven büyük önem taşıyor. Bu bağlamda Birleşik Hareket, organik bir bağ içinde olmasa da tüm halk kesimlerinin sorunlarına duyarlı bir duruş sergilemeli, gerektiğinde uzun uzun toplantılar ve karar süreçleri yaşamadan refleksel tavırlar geliştirebilmelidir. Bunun için, halka yönelik bir saldırı, bir iş cinayeti vb. yaşandığında, oraya anında güç yığmaktan pek çok ilde eşzamanlı eylem düzenlemeye veya Meclis’i kuşatarak bir yasanın çıkışını önlemeye kadar çeşitli zeminlerde mücadeleyi örgütleyebilme imkan ve iradesi hazır tutulmalıdır.

 

‘Seçim ittifakı değil’

Birleşik Haziran, bir seçim bloğu değil bir mücadele hareketidir…

Birleşik Haziran’ın bir çeşit seçim bloğu olarak görülmesi, bu konuda yapılan değerlendirme ve yakıştırmalar büyük oranda alışkanlığa veya hareketin anlaşılamamasına dayanıyor.

Mücadelenin nasıl ve hangi kapsayıcılıkta olacağı, AKP eliyle yürütülen saldırıların boyutunun kavranması ve buna karşı nasıl bir mücadele gerektiğinin bilince çıkarılması ile doğrudan ilintilidir.

Birleşik Haziran’ı bir seçim bloğu/ittifakı olarak görmek ve saldırıların seçimle püskürtülebileceğini sanmak, sistemi de geliştirilmekte olan saldırıları da anlamamaktır. Benzer şekilde, bu hareketin parti, dernek, sendika gibi bilinen örgütsel formların yerine, onların alternatifi bir yapı olarak düşünülmesi veya legal-illegal karşıtlığına dayalı sığ tartışmalara konu edilmesi, ne olduğunun anlaşılmamasıyla ilintilidir.

Birleşik Hareket, meşruiyet ve özgüven üzerine oturacaktır. Bunun sınırları, yasa ile değil meşruiyetle çizilecek, kanun değil haklılık çizgisi ölçü alınacaktır.

Bu arada konu bağlamında söylemek gerekirse, Birleşik Haziran’ın bu aşamasında içindeki bileşenlerden sadece birine, bir başka zeminde birlik önerisi getirmek ve bunu 2015 seçimleriyle ilişkilendirmek, bu hareketin yeterince anlaşılmadığına ve yöntemde bir özensizliğe işarettir.

Elbette oligarşinin yürütme gücü AKP engellenmelidir. Ancak bunun yolunu/zeminini seçim olarak görmek, AKP’yi de sistemi de hafife almaktır. AKP, sıradan bir parti olmadığı gibi gücü sandıktaki nicelikten ibaret değildir. Ona karşı mücadele, yürüttüğü saldırı gibi topyekûn olmalı, söz konusu saldırı, sandığa sığmayan bir ufukla karşılanmalıdır. Birleşik mücadelenin gereklerinden biri de budur.

Bir avuç egemen dışında tüm halk güçlerinin bir araya gelmesi, Birleşik Hareket’in de amaçlarından biridir. Ancak bu bir araya geliş, “AKP’nin 2015 seçimlerinde tek başına iktidara gelmesini önleme” amacıyla değil, mücadelenin tüm sahalarda birlikte yürütülebilmesi için olmalıdır.

Birleşik Haziran’ın bir seçim ittifakı olmadığını, ufkunun çok daha kapsamlı olduğunu yeterince yazıp söyledik. Birleşik Haziran’ın seçim ittifakı olmaması, seçim konusunda tavırsız kalacağı veya bu konuyu konuşmayacağı anlamına tabii ki gelmiyor. Hareket, her konuda olduğu gibi bu konuda da günü geldiğinde mücadelenin ihtiyacına bağlı olarak gerekli tavrı koyacaktır. Önemli olan, seçim öncesinde de sonrasında da hayatın her alanında sisteme alternatif olabilmek, egemen güçlerce oluşturulan gündemlere yedeklenmek yerine gündemi de tayin edebilen bir yaratıcılığa ve iradeye sahip olmaktır. 

Mehmet Yeşiltepe