askeridarbegirisimi

15 Temmuz Cuma akşam saatlerinde Beylerbeyi’nde bulunan askerlerin kışladan çıkarak Boğaziçi Köprüsü’nün her iki yönünü kesmesi ve bazı polislerin silahlarına el konulması ile kamuoyunun ilk bilgisini aldığı askeri darbe girişimi bugün itibariyle sönümlenmiş durumda. Şu ana kadar edindiğimiz bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu bir grup rütbeli askerin TRT üzerinden de ilan ettikleri şekliyle kendilerine ‘Yurtta Sulh Konseyi’ adını vererek başlatmış oldukları girişim Türkiye Büyük Millet Meclisi, Beştepe Cumhurbaşkanlığı Kaçak Saray’ı, Ankara ve İstanbul İl Emniyet Müdürlükleri ve Erdoğan’ın tatil için Marmaris’te kaldığı otel-köşk gibi noktaların bombalanarak tahrip edilmesi noktalarına kadar ulaşmıştır.

Öte yandan gecenin ilerleyen saatlerinde askerlerin büyük bir kısmının başlayan bu girişimi terk etmesi ve yer yer polislere teslim olmasıyla, Erdoğan’ın ekranlardan sokağa davet ettiği paramiliter güçleri işi TSK mensubu askerleri linç ederek öldürmek ve hatta IŞİD benzeri yöntemler kullanarak askerlerin kafasını kesmek gibi fiillere kadar ilerletmişlerdir. Yine Erdoğan ve AKP’nin yönlendirmesi ile yurdun dört bir yanındaki cami ve bazı okulların ses cihazlarından ezan ve sela sesleri ile cihat çağrısı niteliği taşıyacak içerikli propaganda duyuruları yapılmıştır.

Meselenin gerek politik gerekse fiziki boyutları ile ulaştığı nokta, basit bir kopmlo veyahut bir tezgahtan ziyade Erdoğan ve AKP’nin bugün için yarattığı sürdürülemez savaş politikalarının geldiği yeri ve kirli politikaların sonuçlarını açık biçimde ortaya koymaktadır. Bugün ortaya çıkan tablo mutlak suretle, Erdoğan’ın Ortadoğu’daki taşeronluk politikası çerçevesinde içeride ve dışarıda yürüttüğü kirli savaşın bir sonucudur. Yolsuzluk, katliamlar, çeteleşme, güvencesizlik ve siyasi soykırım operasyonları memleketi yaşanılamaz bir hale getirirken, toplumun neredeyse tüm kesimlerini parçalamış, fiziki çatışmaların önünü açmıştır.

Başkanlık çabasını her fırsatta dillendiren Erdoğan’ın emperyalist hamilerinin ayakçılığını yaparkan Suriye ve Irak’ta beslediği çeteler memleketin pek çok noktasını kana bulamış, onlarca insanımızı katletmiştir. Emevi Camii’nde namaz süsüyle izah edilen Suriye ve Irak’ın iç işlerine müdahale politikası milyonlarca insanın yersiz, yurtsuz kalması zorunlu göç etmesi ve mülteci duruma gelmesine sebep olmuştur. Ortadoğu’nun her köşesinde sınır tanımaksızın Kürt halkı ve onun örgütlü siyasal güçlerine dönük saldırı politikaları sistemli bir kitlesel imha ve asimilasyon siyaseti halini almıştır. Haziran isyanı ile hedef haline getirilen yüz binlerce insan ‘kindar ve dindar’ olarak tarife uygun örgütlenmiş paramiliter güçler ile karşı karşıya getirilmiş, toplum tamamen bölünmüştür. Bütün bu sosyal ve siyasal krizler eşliğinde köleleştirme yasaları ucuz iş gücüne dayanan üretim üssü planları için anayasal değişiklilere varacak düzeyde emeğe dönük saldırılar gerçekleşmiştir.

AKP ve Erdoğan’ın yaratmış olduğu bu tabloya 15 Temmuz’da yaşanan ve iç savaş sahnelerini birebir yansıtan çizgiler eklenmiştir. AKP ve Erdoğan bu karanlık tablonun doğrudan sorumlusudur. Bu memlekette öldürülen her insanın, yaşanılan her çatışmanın, yaşanan her krizin abartısız, dolambaçsız tek ve doğrudan sorumlusu Erdoğan’dır. Yarattıkları karanlık tablo her geçen gün halka zarar verecek yeni krizler doğurmaktadır. Askeri darbe girişimi, IŞİD saldırıları hemen hepsi Erdoğan’ın politikalarının sonucudur. Dolayısıyla hem fiziken hem de siyasal olarak sorumluluk Erdoğan ve onun temsil ettiği egemen güçlerdedir.

Bu memleketin dört bir yanında yaşayan her aidiyetten gençlere çağrımızdır:

Bu karanlık tablodan bir tek çıkış yolu vardır. Kızıldere’de önder Mahir Çayan’ın gösterdiği zafer ve direniş yoludur.

Emperyalizmi yenmek için mücadele, faşizmi yenmek için kavga! Bu memleketi kafa kesen caniler sürüsüne bırakmayacağız! Kendi menfaatleri için her yolu mübah gören her kim olursa olsun, gerek asker gerekse sivil açık faşist uygulamaları durduracak onların yarattığı bu karanlık, gerici güruhu silip atacağız.

Güçlü olan emeğin, demokrasinin, özgürlüklerin ve insanlık onurunun kavgasını verenlerdir. Bütün bu karanlık tabloda, havalanan jetlere, yürüyen tanklara, kafa kesen güruha karşı emeğin, kardeşliğin ve özgürlüğün mücadelesini kazanacağımıza inancımız tamdır.

Genç yoldaşlar,

Eğer biz istersek bu karanlık tabloyu aydınlatabilir, bu düzeni değiştirebiliriz. En imkansız görülen zamanlarda tekrar ediyoruz: Biz varsak devrim var demektir. Biz varken zafer mutlaka halkın emeğinin, özgürlüğünün, demokrasisinin ve güçlü kollarının olacaktır.

En sonuncumuza kadar, biz varsak umut var zafer yakındır diyecek Mahir’in yolundan bir tek saniye olsun tereddüt etmeyeceğiz!

Yaşasın devrimci mücadelemiz!