Devrimci Gençlik

Buradasınız Anasayfa » Devrimci Kişilik » OKUMANIN ÖNEMİ ÜZERİNE
e-Posta Yazdır PDF

OKUMANIN ÖNEMİ ÜZERİNE

Geçenlerde kitap üzerine yaptığımız bir sohbette bir şey dikkatimi çekti. Fark ettim ki kitap okurken yapılan değerlendirmeler kitabın edebi üslubu üzerine yapılıyor.

Kitabın içeriğine dair çok fazla bir şey söylemeden edebi dili kötü diye, çok değerli kitapları bir kenara atabiliyoruz.

Bunu düşünürken aklıma Julius Fuçik’in “Darağacında Röportaj” adlı kitabı geldi. Fuçik, bir Çek devrimcisi ve aynı zamanda bir aydın. İkinci Dünya Savaşı zamanı ülkesi Nazilerin işgali altında. O dönem birçok aydın gibi faşist işgale karşı halkına olan sorumluluğunu yerine getirirken tutuklanıp hapse atılıyor. Günlerce haftalarca işkencelere maruz kalıyor. Ancak işkenceciler onun önünde yeniliyor. En son olarak Fuçik’in fiziki varlığını yok etmeyi deniyorlar ve Fuçik idam ediliyor. Ancak cezaevinde kaldığı sırada tuvalet kağıtlarına yazdığı notların dışarıya çıkarılması sayesinde oluşturulan bu kitapla Fuçik’in düşüncesini yine yok edemiyorlar. Bu kitap çok zor koşullarda ölümle, yaşam arasında bir çizgide yazılmış. Bu notları dışarı çıkaran Çek gardiyanlar da büyük riskleri göğüslemiş. Bakın ne diyor Fuçik onlar için; “Demir parmaklıklar arkasındaki bugünle, özgür bir yarın arasında ilişki kurdukları için canlarına okunabilir. Ama onlar öyle yürekten, öyle içten sürdürüyorlar ki kavgalarını! Herkesin bir yeri var kendine göre.” (age s.56). Bu kitap, kitapların stadyumlara toplatılıp binlerce kişi önünde yakıldığı bir çağda yazılmış. Bu kitabı tüm bu riskleri göze alan ve hayatının son dakikalarında bile soluğunu “özgür bir yarın”la paylaşmak isteyen özgürlük savaşçıları sayesinde okuyabiliyoruz. Bir dönemin tarihsel gerçekliğini resmi tarihin çarpıtmasının dışında, yaşamın gerçek karelerinden süzülerek oluşturulan bu kitaplarda buluyoruz.

Ama üslubunun kötü olduğunu söyleyip bu kitabı bir kenara atma kolaycılığına da kaçabiliriz. Fakat sabır ve ısrarla içeriğini anlamak için okuduğumuzda bir hazineyle, insanlık onurunun dimdik ayakta duran hali Julius Fuçik’le karşılaşırız. Bizdeki bir kitaptan sıkılma ve okuma zahmetine katlanmama kolaycılığıyla, Julius Fuçik’teki kendisinden sonraki kuşaklarla ilişki kurabilme ve onlara bir şeyler aktarabilme azmi... Ne acı bir çelişki değil mi? Sanki bizim bu tarz kitapları edebi bakımdan yetersiz bulmamız daha çok okuma tembelliğimizden kaynaklanıyor. Oysa yaşanan pratiklerden hayat adına öğrenilecek çok şey var. Bu yüzden hiçbir devrimci, insanlığa dair değerleri süzgecinde biriktirmiş insanların üretimine sırtını çevirmemelidir. Bakın Fuçik günlüğüne bizim için neler not etmiş. “Birbirinden ayrı düşünülemez gibi görünen şeyler vardır. Sözgelimi mahpuslar ile yalnızlık. Ama çok yanlış bir şey bu. Hapishane öyle bir dayanışma yeridir ki, eğer sen kendi kendinle uzlaşma yapabiliyorsan, dip hücreye de atsalar seni, ondan kopamazsın. Zulüm gören insanların birbirine olan yakınlığı, sevgisi baskı altındadır orda. Ne ki bu baskı onların arasındaki kardeşliği yoğunlaştırır, çelikleştirir, elle tutulur, gözle görülür duruma sokar. Bu kardeşlik duygusu, yaşayan, konuşan, haber ileten duvarlardan geçer, tek bir söz, tek bir davranışla bir bildirinin iletildiği, bazı insanların canlarının kurtarıldığı günler, koridordaki hücreleri baştan aşağı sarar. O hücreler ki açık havada atılan yarım saatlik voltalar, aynı hizmet görevlileri ve aynı dertlerle kenetlenmişlerdir birbirlerine. Giderek bu kardeşlik duygusu hep birlikte sorguya gidiş, Sinema’da* hep birlikte bekleyiş, hep birlikte geriye dönüşlerle bütün hapishaneyi tek bir vücut yapar. Böylesi bir sevgide az laf, çok iş vardır. Küçük bir el sıkışma, gizlice verilen bir sigara içinde bulunduğun kafesi parçalar, canına okuyan yalnızlıktan bir an olsun kurtarır seni. Hücrelerin elleri vardır. İşkence odasından çıkıp da hücrene dönerken bu ellerin seni nasıl tuttuklarını duyarsın. Başkaları açlıktan ölmen için her şeyi yaparken bu eller yedirir içirir seni. Hücrelerin gözleri vardır. Ölüme giderken bakarlar sana. Bilirsin ki başı dik gitmek gerekir ölüme. Çünkü kardeşisin sen ordakilerin. Öyle sendeliye sendeliye yürüyüp onların yürek gücünü söndürmemelisin. Bu kan revan içinde emsalsiz bir kardeşliktir.” (age s.66)

Biz devrimci gençlerin bu tarz kitaplardan öğreneceğimiz çok şey vardır. Devrimci yoldaşlaşma en açık biçimde kavga alanlarında kendini gösterir. Fuçik’in soluğu elbette özgür bir yarına ulaşacaktır. Ona karşı sorumluluğumuzdur bu. Çok yalın ve düpedüz hayatın içinden, içtenlikli ve öğretici söylevini gelecek kuşaklar duyacaktır.

Bizler sözlü kültür geleneğinin uzun yıllar hüküm sürdüğü bir coğrafyanın devrimcileriyiz. Bizlerin içinde de okumaktan sıkılan, okumak yerine daha eğlenceli olan görsel kültüre yönelen ya da okumayı bir kenara bırakarak günlük pratik işleri gündemleştirip bunların sohbetini çok fazla yaparak, tekrara düşen arkadaşlarımız vardır. Ancak her arkadaşımızın kendi seviyesine göre okuyabileceği kitaplar mevcuttur. Okumak da düşünsel bir pratiktir ve yazmayı doğurur. Okuyan ve okuduğunu yazarak tartışan insan, kafasındaki dünya düşünü daha da ayrıntılandırır. Hakim kurulu düzene sadece eylemle karşı gelinmez. Eyleme yön veren devrimci teori de olmak zorundadır. Pratikle teori iç içedir. Teori pratiği mayalarken bu pratik içinden yeni teori çıkmakta, yeni maya oluşmaktadır.

Devrimi gerçekleştirebilmek için yönetim bilgisine de ihtiyaç vardır. Devrimci örgütlenme yönetme bilgisinin gün gün biriktiği bir havuzdur. Ancak bu birikim aynı zamanda tüm toplumlar tarihini, sınıflar mücadelesini ve geçmiş devrim deneyimlerini de kapsar. Bundan dolayı kendi yayınlarımızın yanında toplumlar tarihi kitapları, Marksist klasikler ve diğer ülkelerin sosyo-ekonomik yapısına değinen, devrimci mücadeleyi anlatan öykü veya romanlar da okunmalıdır. Bu gerçekleştirilemediğinde Nikaragua örneğinde olduğu gibi FSLN (Sandinist Ulusal Kurtuluş Cephesi) öncülüğünde 1979’da silahlı mücadeleyle gerçekleştirilen devrim ve kazanılan iktidarın, yapılan teorik hatalar sonucunda 1990’a gelindiğinde seçimle kaybedilmesi söz konusu olabilir (Bkz. Sosyalizm Kazanacak, Devrimci Hareket Yayınları). Şili örneğinden dersler çıkarmaz isek bugün seçim yoluyla iktidar olarak sosyalizmi kurabileceğimizi sanırız. Ya da 20. yüzyıl devrim deneyimlerinin zengin hazinesini bir kenara bırakarak “21. yüzyılın sosyalizmi” diyen Chavez’e çok fazla anlam yükleyebiliriz. Bu hatalara düşmemek için bugüne kadar yaşanan pratiklerden öğrenmeliyiz ki tarih bir tekrara dönüşmesin. Eğer bizler kendimizi eksik hissetmemeye ve günlük pratiğin öğreticiliğinin dışında düzenli teorik çalışma yapmamaya başlarsak –ki bu sakıncalıdır- mücadelenin ilerleyen aşamalarında inanç yitimine, ideolojik yenilgiye çok çabuk maruz kalırız. Çünkü içinde yaşadığımız sistem insanların ruhlarına bile pranga takmak için durmaksızın kendini yenilemekte, yönetim bilgisini her gün her dakika yeniden üretmektedir. Egemenler açısından halka zulmetmek için geliştirilmiş ve “başarı” kazanmış her türlü araç-yöntem, sistemin hakim olduğu tüm alanlarda yaygınlaştırılmaktadır.

Bizler de hareketimizin biriktirdiği devrimci kültürü ve mücadele içinde oluşturduğu ideolojik politik hattı özümsemeli ve onu yaşam alanlarımıza taşımalıyız. Unutmayalım ki egemenler fiziki şiddetiyle ideolojik aygıtlarıyla ezilen sınıfları bir yere kadar baskı altında tutabilir. Bu aynen şuna benzer; televizyon, karşısında oturanı belli bir süre kendine bağlayabilir –bu dışsal bir etkendir- ancak kişinin midesinden sesler yükselmeye başlayınca kişi, bu etki alanından kurtularak mutfağa gider. Eğer orada da yiyecek bir şeyi yoksa, o zaman sokağa çıkar. İnsanlar çoktan bu noktaya gelmiştir. Ancak onları sokakta karşılayacak bir hareketin eksikliği söz konusudur. Bu yüzden biz devrimci gençlerin üzerimize daha fazla yük alması ve daha fazla çalışması nasırlı elleriyle, acıların haritası yüzleriyle bizleri bekleyen halkımıza karşı sorumluluğumuzdur.

Bunu sağlayabilmek için de yaşadığımız toplumu iyi tanımalı ve onun gerçekliklerinden yola çıkarak, bu coğrafyaya özgü bir örgütlenme oluşturmalıyız. Bizler bu konuda deneyim sahibi bir hareketin gençlik örgütlenmesiyiz. Bu yüzden “halk bizi anlamıyor.”, “insanlar duyarsız.” gibi yakınmalara düşmemeliyiz.

Halkı iyi anlayabilmek üzerine Dimitrov’un Liebzig Duruşması’nda faşizmi yargılarken Alman anti faşistlerine yönelttiği eleştirileri, bu konuda öğreticidir. Ernest Fischer Liebzig Duruşması; “Dimitrov’un bu yurtseverlere özgü konuşması, alman şovenizmi için bir şamardan beterdi. Bu aynı zamanda alman anti faşistlerine yöneltilmiş bir soruydu: Ya siz alman tarihinin, ulusunuzun geçmişinin, akademisyenlerin işi değil, sizin kişisel işiniz olduğunu anlıyor musunuz? Hatta Karl V. bile sizi ilgilendirir. Reformasyon, alman köylü savaşı zamanı Almanya’da bugün bile etkisini göstermekte devam eden kararlar, yüzyıllar için kararlar verildiği zamandı. Sakın, tarihi, bir andaki durumun o anın tutulabilen istatistik elemanlarından, makinelerin sayısından, sermaye toplamının hacminden, sınıfsal güçlerin örgütlülüğünden vb. ibaret sanmayasınız? Her tarihi an, ulusun bütün tarihini de içermektedir. Balkanlı Slav uluslarının, yüzlerce yıl savaşmış olmaları niteliği, ölü bir geçmiş değildir, yaşamaya devam etmekte ve beslenmektedir. Alman tarihini anlayın, o zaman Almanya’nın bugününü de daha iyi anlayacaksınız.” (age s.205)

Bizlerinde bugünkü tabloyu ortaya çıkaran kökleri görebilmemiz için Merkezi Feodal Osmanlı Devleti’ni halkın yaşayışına yerleşmiş devlet baba geleneğinin etkilerini, küçük burjuva bir hareket olan Kemalizm’in dününü, bugününü, emperyalizmle girilen yeni sömürgecilik ilişkilerini, faşizmin yukarıdan aşağı devlet eliyle inşasını ve sınıfların şekillenişini iyi incelememiz gerekmektedir. Bunun için de bilgi parçacıklarıyla yetinmek yerine bizlere eylem klavuzluğu yapan marksizmi, kaynaklarından okumalı ve kendi içinde bulunduğumuz coğrafyaya uygulayabilmeliyiz.

Sabır ve ısrar bir devrimci için olmazsa olmaz niteliklerdir. Teorik eksiklikleri de giderme, bir sabır ve ısrar işidir. Okuduğumuz teorik kitapların ilk başlarda bizlere anlaşılmaz gelmesi olasıdır. Ancak kitabı okumaktan vazgeçmek veya üstün körü okuyup geçmek yerine sindire sindire, anlaşılmayan bölümler birkaç kez okunduğunda bu sorun rahatlıkla aşılabilir. Gerektiğinde okuduğumuz kitaplarda anlaşılmayan bölümleri daha deneyimli yoldaşlarımızla tartışmak ilerletici olabilir.

Başlangıç için bir liste önermemiz gerekirse;

 

1-      Diyalektik ve Tarihi Materyalizm (Stalin)

2-      Teori ve Pratik (Mao)

3-      İlkel, Köleci ve Feodal Toplum (Zubritski, Mitropolski, Kerov)

4-      Kapitalist Toplum (Zubritski, Mitropolski, Kerov)

5-      Felsefenin Temel İlkeleri (George Politzer)

6-      Emperyalizm (Lenin)

7-      Az Gelişmişlik Sürecinde Türkiye (Yerasimos)

8-      Ücretli Emek ve Sermaye Ücret Fiyat Ve Kar (Marks)

9-      Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm (Engels)

10-  Komünist Manifesto (Marks-Engels)

11-  Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı (Marks)

12-  1844 El Yazmaları (Marks)

13-  Kutsal Aile (Marks-Engels)

14-  Alman İdeolojisi (Marks-Engels)

15-  Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu (Engels)

16-  Fransa’da Sınıf Mücadeleleri (Marks)

17-  Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i (Marks)

18-  Fransa’da İç Savaş (Marks)

19-  Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi (Marks-Engels)

20-  Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni (Engels)

21-  Devlet ve Devrim (Lenin)

22-  Leninizmin İlkeleri (Stalin)

23-  Faşizme Karşı Birleşik Cephe (Dimitrov)

24-  Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı (Lenin)

25-  Marksizm ve Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu (Stalin)

26-  Ne Yapmalı (Lenin)

27-  Toplu Yazılar (M.Çayan)

28-  Devrimci Hareket Dergisi Arşivi

Bu liste mutlak bir sıralamaya sahip değildir. Her arkadaşımız kendi seviyesine göre okumayı ihtiyaç gördüğü kitaplardan başlayabilir. Okunacak konu seçilirken pratik ihtiyaçların gözetilmesi verimi arttırması bakımından önemlidir. Teorik çalışmada, toplu okuma çalışmalarındansa bireysel yapılan çalışma temeldir. Düzenli olarak teorik çalışmaya ayrılacak vakit, yaşamı tahlilde, zaman kaybını azaltacak bir öngörü olarak bizlere geri dönecektir. Yukarıdaki liste, teorinin ülkemiz özgülünde pratiğe uygulaması olan Devrimci Hareket arşiviyle birlikte okunduğunda, bakışımızın derinlik ve yöntem kazanması, yaşamımıza yeni yeni güzellikler katarak hızla gerçekleşecektir.

Yeni başlayan arkadaşlar, yukarıdaki liste öncesinde Jack London Demir Ökçe, Steinbeck Bitmeyen Kavga, Ostrovski Ve Çeliğe Su Verildi, Manual Tiega Yarın Bizimdir Yoldaşlar, Mitka Gribçeva Seni Halk Adına Ölüme Mahkum Ediyorum, Tsena Çonos Oğlumun Hikayesi, Çernişevski Nasıl Yapmalı, Makarenko Yaşam Yolu vb. romanları okumaları teorik eserleri okumayı kolaylaştırıcı bir işlev görecektir.

İnsanlık okyanusunu karanlık bir gecenin ardından güneşle buluşturan marksizmi öğrenmek, uçmayı bilmeyen bir kuşun özgürlüğe kanat açması gibidir. Yol göstericimiz olan teorimizi pratikle buluşturduğumuz oranda görüş açımız genişleyecek, masmavi bir geleceğe uzanmak bir düş olmaktan çıkacaktır. Okumak, güzel lezzetler tatmak, eğlenmek, dinlenmek gibi bir ihtiyaç halini alacak, elimizden düşmeyen kitaplar düş gücümüzün sınırlarını genişleten kuşlar olacaktır.

* Sinema: Kitapta işkence seansları öncesinde tutsakların bekletildiği kapalı, geniş alanın ismi.

           



Devrimci Gençlik Twitter hesabını takip etmek için:

Şu anda 59 konuk çevrimiçi

Hunting for men

dg3k    LİSELİDG11        devrkişil