Ekim Devrimi, insanlık tarihinin bu ilk sosyalist devrimi hiç kuşkusuz 20. yüzyılın en önemli olayıdır. İşçilerin, emekçilerin, ezilen halkların mücadelesi açısından da eşi benzeri olmayan bir tarihsel gelişmedir.

Ekim Devrimi insanlığa kapitalist hükümranlığın yıkılabileceğini, sömürünün sona erdirebileceğini, başka bir dünyanın mümkün olduğunu tecrübe ettirmiştir. Yıkılsa da bu yanıyla etkisi ve esinleyiciliği olağanüstüdür, sürmektedir. Sömürü düzeni tarihin çöplüğüne atılana dek de kutup yıldızı olarak yol göstermeye devam edecektir insanlığa.

Ekim Devrimi, bütün diğer devrimlerde gördüğümüz gibi, içinde bulunulan koşulların zorluğuna, imkansızlığına teslim olmamanın, boyun eğmeyen bir cüretin, göğü fethetme cesaretine sahip olmanın en parlak örneklerinden biridir de. Bu cüret ve cesaret gücünü işçi sınıfının, ezilenlerin sermaye düzenine karşı yürüttüğü mücadelenin tarihsel haklılığından alır hiç kuşkusuz. Kapitalizm, emperyalizm sömürücü bir azınlığın tüm dünyayı daha fazla kar elde etmek için talan ettiği, insanlığı ekonomik krizler, savaşlar, açlık, sefalet, yoksulluk ve insani yoksunluğa mahkum ettiği sistemin adıdır çünkü.

Bugün Dünya, 2008’den bu yana derinleşerek büyüyen ekonomik krizin daralttığı pastayı aç kurtlar gibi paylaşma kavgasına tutuşmuş emperyalist güçler arasındaki hegemonya savaşının ağır sonuçlarıyla karşı karşıya. Savaşlar, işgaller, ırkçılık, göçmen düşmanlığı, derinleşen sömürü koşulları, hak gaspları, çevresel felaketin giderek boyutlanması vs. hepsi bu zehirli topraktan üremektedir. Sistemin bütün güçleri yeni dönemin yarattığı alt üst edici koşulların altında savrulmakta, yeni dengeler, yeni ittifak arayışları gündeme gelmektedir.

Sermayenin bütün imkanlarını seferber ederek yüklendiği bu süreç, emekçi sınıflar açısından mücadele ile elde ettiği tüm hak ve özgürlüklere dönük dizginsiz bir saldırganlık anlamına gelmektedir. İşçiler, emekçiler, ezilenler adeta taşın suyu sıkılırcasına ezilmek, sömürülmek istenmektedir. Bir tercih değil zorunluluk olarak ifade etmenin daha doğru olduğu bu politikanın yürütülebilmesi, zor ve baskı aygıtlarının daha fazla devreye sokulmasına ihtiyaç göstermektedir. Burjuva demokrasilerinin faşizan nitelikler sergileyen yönetsel biçimlere, Türkiye’deki gibi sömürge tipi demokrasilerin gizli faşizmden açık faşist düzenlere evrilmesi bu sürecin ürünüdür. Fransa’da da, Türkiye’de de OHAL rejiminin yürütülmesi, temel hak ve özgürlüklerin terör bahanesi altında askıya alınması, baskılanması, sosyal hizmetler ve haklara dönük saldırganlığın temel politika haline gelmesi, muhalif güçlere dönük ablukanın artırılması vs. bu sürecin tipik uygulamalarıdır.

Türkiye’de bugün emekçi güçlere, hak ve özgürlüklere, toplumsal muhalefetin bütün renklerine, Kürt halkına vs. karşı AKP eliyle yürütülen saldırganlık da yukarıda ifade ettiğimiz koşulların izdüşümüdür.

Devrimci Gençlik Dernekleri işte bu saldırganlığa barikat olma gayretinin, bu abluka dağıtılacak kararlılığının ifadesidir. Tüm topluma giydirilmeye çalışılan deli gömleğini parçalama iradesinin, cüretinin adıdır. Che’in “gerçekçi ol imkansızı iste” sözünün içerdiği siyasal akıl ile ileri atılma cesaretini aynı potada eriten kavrayışın ürünüdür. Mahir Çayan’ın “devrim için savaşmayana sosyalist denmez” sözünü bayrağına yazan devrimci gençlerin adresidir.

Şan olsun Ekim Devrimi’ni yaratanlara, şan olsun Devrim için mücadele edenlere, şan olsun Devrimci Gençlik Derneklerine!