ferman

AKP’nin halka karşı kirli savaş politikalarını yükselttiği şu günlerde, sürekli hale gelen sokağa çıkma yasakları, hukuksuz operasyonlar ve tutuklamalar ile hak ihlalleri ve artan ölümlere karşı akademisyenler “Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi”nde bir araya gelerek kirli savaş politikalarına tavır almışlardır. 11 Ocak günü 89 üniversiteden 1128 akademisyen, “Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesi” çağrısı yaparak, “Bu suça ortak olmayacağız” dedi.

Erdoğan, “Bu aydın müsveddeleri kalkıp devletin bir katliam yaptığından bahsediyor. Ey aydın müsveddeleri, siz karanlıksınız karanlık. Aydın falan değilsiniz.” diyerek yeni bir saldırı dalgasının işaret fişeğini ateşledi. Yandaş medyanın hedef gösterdiği akademisyenlere 12 Eylül darbesinin Erdoğan’a yadigarı YÖK tarafından tehditler yağdırıldı. Son olarak bugün yurt genelinde çeşitli üniversitelerde görev yapan akademisyenler evlerinden ve üniversitelerinden gözaltına alındı.

Başkanlık tartışmaları bağlamında Hitler’i referans gösteren Erdoğan, Hitler dönemi faşist politikalarının güncellenmiş halidir. Şunu çok açık ve net belirtmek isteriz ki Erdoğan’ın Hitler’den hiç bir eksiği yoktur. Kendisinden olmayan, biçilmiş devlet kalıplarına itiraz olarak gördükleri her kişi veya kuruma saldırılmaktadır. Özellikle 1 Kasım seçimlerinin ardından üniversitelere dönük saldırı politikalarının gerek polis gerek kontra-çete örgütlenmeler aracılığıyla yükseldiğine şahit olduk. Bugün Erdoğan’ın “Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi”nin bildirisine “mal bulmuş mağribi” gibi saldırmasının sebebi metnin içeriğinden ziyade üniversitenin toplumun vicdanı ve güçlü bir itiraz noktası olmasındandır. Toplumun düşünce, ifade ve itiraz refleksi olan üniversiteler bu yanlarıyla tasfiye edilip medreseye dönüştürülmek istenmektedir.

İstanbul Üniversitesi’nde Davutoğlu’nun “öfkeli gençler”inin saldırıları ve yükselen polis ablukası ile anadolunun pek çok noktasında üniversitelere dönük polis işgallerini gördük. ODTÜ’ye dönük yine aynı kombinasyon eşliğinde Erdoğan’ın iz mermisi peşinde yandaş medya, YÖK ve çetecilerin tehdit ve baskı operasyonlarını görmüştük. Şimdi bu saldırıların devamı niteliğinde akademisyenlere dönük akıl dışı, siyasi sindirme ve tasfiye etme operasyonlarına şahit oluyoruz.

Bu saldırılar ile üniversitenin abluka altındaki bağımsız akademik çalışma, bilim üretme ve kamunun vicdanını temsil etme nitelikleri hedeflenmekte, ifade özgürlüğü ve insanlık onuruna yaraşır üretim oraya koyma ilkeleri baskı altına alınmak istenilmektedir. Akademisyenlerin; hak ihlalleri ve insanlık onurunu aşağılayan davranışlara karşı geliştirdikleri tutum bu bağlamda mevcut baskı ve sindirme politikalarına güçlü bir itiraz niteliği de taşımaktadır. Üstelik bu itiraz, Erdoğan’ın işaret fişekçiliğini yaptığı tehdit ve operasyonlara karşı kendinden menkul bir direniş hattına dönüşmüş artık bildiriye karşı gelişen operasyonlara tavır almak tüm hatlarıyla faşizme karşı mücadele ile bütünleşmiştir.

İmzacı akademisyenlerin insanlığın temel mutabakatları kapsamında aldıkları tavır nedeniyle gözaltına alınmaları, tehdit edilmeleri ve hedef gösterilmeleri kabul edilemez. Akademisyenlere dönük saldırıya faşizme karşı topyekün direniş çizgisinde cevap verilmesi gerektiğini görüyor toplumun tüm kesimlerini Hitler sevdalılarını yenmek ve onlara tarihten öğrenemedikleri dersi uygulamalı göstermeye çağırıyoruz.

Gençliği, faşizmi Berlin’de ezen Stalin ve kahraman Sovyet halklarının izinde Hitler’in yeni düzendeki çocuklarına istedikleri imha savaşını vermeye davet ediyoruz. Akademiye dönük saldırıları toplumun tüm kesimlerine çeşitli yol ve yöntemlerle saldıran hırsız, katil haramilerin saltanatını yıkma mücadelesini büyüterek cevap verelim. İnancımız tam; Hitler’i tarihin çöp sepetine ibretlikle atanların yoldaşları Hitler özentilerini yenecek güçtedir. Tarihsel materyalizmin ve halkların mücadele diyalektiğinin bize öğrettiği odur ki: Bu karanlık mutlaka dağılacak!