enjoy-capitalism-130

Emperyalist savaş, tekelci kapitalizmin tekelci devlet kapitalizmi

durumuna dönüşme sürecini büyük ölçüde hızlandırıp yoğunlaştırdı (…)

                       Uluslararası proleter devrim açıkça olgunlaşıyor.

V.İ Lenin (Devlet ve İhtilal)

Emperyalizm kavramı Marksist teori içinde, kapitalizmin 19. yüzyılın son çeyreğinde belirginleşen yeni eğilimlerini tanımlamak üzere gündeme gelmiş, 20. yüzyıl boyunca da sosyalist teori ve pratiğin temel eksenlerinden birini oluşturmuştur. Kapitalizme ve onun geçirdiği dönüşümlere sıkça atıf yapan Marksist emperyalizm kuramları ortaya konulduğu tarihsel dönemin temel özelliklerine göre farklı “dalgalar”da ifade edildi. Marksizm açısından vazgeçilmez olarak kabul edilen üretimin belirleyiciliği tezi sermaye birikim sürecinde de temel dayanak noktası oldu. Bu nedenle kapitalist üretim sürecinde –ki bu artı değer üretiminden başka bir şey değildir– etken olan öğeler, aynı zamanda birikimi belirleyen temel etmenler olarak değerlendirilir. Temel hareket noktası sermaye birikimi olan Marksist analizde emperyalizm kavramı, esas olarak sermayenin uluslararasılaşma sürecinde ülkeler arasında cereyan eden eşitsiz güç ilişkileri biçiminde kavramlaştırılır.1

19. yüzyıl: Sermayenin uluslararasılaşmasının erken aşaması

Sermayenin uluslararasılaşmasının ilk aşaması kapitalistleşen toplumlar ile pre-kapitalist bir aşamada bulunan toplumlar arasındaki meta değişim ilişkileri ile olmuş, böylece geleneksel uluslararası iş bölümü yaratılmıştır. Genel olarak meta-sermayenin uluslararasılaşmasıyla karakterize edilen 19. yüzyılda kapitalist sanayileşme yükselişe geçmiş, uluslararası çapta oluşan yeni iş bölümüyle dünya iki ana üretim alanına ayrılmıştır. Marx, söz konusu bu duruma Kapital’de şu şekilde değinir: “Yeni ve uluslararası bir iş bölümü, büyük sanayinin başlıca merkezlerinin gereksinmelerine uyan bir iş bölümü ortaya çıkarır ve yeryüzünde bir bölümünü temel olarak sanayi alanı halinde kalan, öteki bölümünü hammadde sağlayan tarımsal üretim alanı haline getirir.” Özel olarak bir emperyalizm kuramı geliştirmeyen Marx yapıtlarında bu kavrama hemen hiç yer vermezken; emperyalizmi genel olarak kapitalizmin yayılması ve dünya pazarlarının oluşumu çerçevesinde ele alır. Yani emperyalizmin kavramlaştırılması ve bunun sermaye birikimi ile ilişkilendirilmesi Marx’tan sonraki düşünürlerce yapılmıştır.

19. yüzyılın sonunda sömürgeci paylaşım mücadelesi hızlanmış, sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesi belirginleşmiş, uluslararası çapta para-sermaye hareketleri artmıştı. Bu üç temel gelişme birinci kuşak emperyalizm kuramlarında ele alınmış ve dönem “kapitalizmin tekelci evresi” olarak tanımlanmıştır. (Rosa Luxemburg’u bu noktada ayırmak gerekiyor.)

Tekelci döneme geçiş, ticaret burjuvazisinin yükselişi

1870’li yıllarda başlayan ilk büyük kriz, 19. yüzyılın sonlarına doğru yaygın birikim rejimini derinden etkilemişti. Bu dönemden sonra, sermaye birikimi giderek daha çok nispi artı değer üretimine dayanmaya başlamış; nispi artı değer üretimi de emek sürecinin örgütlenmesinde meydana gelen bazı değişimlerle sağlanmıştı. Emek sürecinin bu yeni örgütlenmesinin adı Taylorizm’dir. Davranışçılık ekolünden etkilenen Taylorizm ile ücretli emek her türlü beceriden, üretim bilgisinden ve zihinsel faaliyetten koparılmakta, vasıfsızlaştırılmakta ve her türlü küçük parça işi yapan işçiler değersizleştirilmekteydi.

20. yüzyılın başı itibariyle tekellerin ekonomik yaşama tümüyle egemen olmasıyla kapitalizm için serbest rekabetçi dönemden tekelci döneme geçiş başlamıştır. Bu dönemde kapitalist devletin işlevi ülke içinde yeniden üretim koşullarının sağlamakken, dışarıda ise kendi burjuvazisinin en üst düzeyde kar sağlayabileceği bir ortam yaratabilmek olmuştur. Pratikte kapitalist ülkeler için sömürgeciliğe yönelmeye neden olan bu durum ile özellikle Afrika’da paylaşım mücadelesi hız kazanmıştır. Bu emperyalist süreçlerin kapitalizm öncesi toplumlar açısından en önemli sonucu ticari sermaye birikiminin başlaması ve buna bağlı olarak ticaret burjuvazisinin hakim sınıf olarak ön plana çıkması olmuştur. Sermayenin uluslararasılaşmasının erken evresi olan bu dönemde, dünyanın neredeyse tüm bölgeleri ticarete açılırken, kapitalist güçlerin nüfuz alanlarını paylaşmasıyla bir “paylaşım sorunu” ortaya çıkmıştır. Bu da esasen “yeniden paylaşım savaşı” olan Birinci Dünya Savaşı’nın nedenini oluşturur.

Kapitalizmin coğrafi yayılmasına ilişkin olarak sermaye ihracı kavramına değinen klasik emperyalizm kuramcıları (Lenin ve Buharin) kapitalist ülkelerde tekelleşmenin sonucu olarak aşırı biriken sermayenin, henüz kapitalistleşmemiş olan ülkelere akmasından bahseder. Tekelci koşullarda üretimin toplumsallaşması ile sosyalizmin maddi koşullarının ortaya çıktığının altını çizen klasik kuramcılar, kapitalizmin tarihsel misyonunu tamamladığını ve artık yerini daha üst bir toplumsal düzene bırakacağı kabulündedir.

Emperyalizm kuramı ile “ulusal sorun”u bütünleştiren Lenin, Emperyalizm kitabında, emperyalist süreçle birlikte dünyanın ezen ve ezilen uluslar olarak ikiye ayrıldığını ifade ederek bu durumun devrimci bir dönüşümün önemli bir ayağı olacağından bahseder. Ayrıca dünya kapitalizminin yenilgiye uğratılması yolunda ulusal kurtuluş mücadelelerinin sosyalistler tarafından desteklenmesi gerektiği kanısındadır. Lenin’in fikirlerine paralel olarak 20. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren sömürge ve yarı sömürge ülkelerdeki ulusal kurtuluş mücadelesi anti-emperyalizm açısından önemli sayılmış bu hareketlerin dünya devrimini hızlandıracağı düşünülmüştür.  Birinci kuşak emperyalizm kuramcılarına göre kapitalist üretim ilişkilerinin dünya eksenine yayılması sermaye kavramında içerilmiştir. İlk sistematik emperyalizm kuramcısı olan ve pasifist liberter olarak bahsedebileceğimiz Hobson –kapitalizmin finans kapital evresi gereği- finansla üretimin birbirinden kopuşuna vurgu yaparken, Hilferding sermayenin bütünleşme eğiliminden bahsetmiştir. Bu düşünürlerin analizleri farklılaşsa da –Marksist olmayan Hobson’da dahi-  “emperyalizmin sınıf karakteri” olarak ifade edebileceğimiz yorum hepsinde ortaktır.

İki savaş arası dönem ve sonrası

İki savaş arası dönemde sermayenin uluslararasılaşması kesintiye uğramış, dünyada İngiltere hegemonyası sona ermiş, ancak yerini ikinci dünya savaşının sonuna kadar yeni bir güç almamıştı. İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen dönemde ise sermayenin uluslararasılaşması yeniden ivme kazanmış ve kapitalist üretim uluslararası boyutlar kazanmıştır. Bu dönemde üretimin uluslararasılaşması meselesi burjuvazi ve işçi sınıfı açısından birtakım sonuçlar yarattı: Doğrudan yatırım olanaklarıyla ülke içinde bir güç haline gelen sermaye ile birlikte “yerli” ve “yabancı” sermaye arasında rekabet şiddetlendi; diğer yandan üretimin uluslararasılaşması geç kapitalistleşen ülkelerde işçi sınıfı oluşumunu hızlandırdı. Nicelik olarak büyüyen işçi sınıfı parçalı ve katmanlı bir kitle haline getirilmeye çalışıldı.2

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde ise sona eren İngiliz hegemonyasının yerini ABD hegemonyası almış; ABD kökenli çok uluslu şirketlerin doğrudan yatırımlarıyla kapitalizmin evrensel bir sisteme evrilme süreci başlamıştır. Çok uluslu şirketlerin yükselişi devlete, kendi sermaye sınıfını yurtdışında desteklemenin yanı sıra ülke içinde üretken yatırım yapacak yabancı sermayelerin kollanması işlevini yüklemiştir. Bu dönemde ayrıca siyasal alanda sömürge sisteminin tasfiye edildiği ifade edilebilir. Bunu ortaya çıkaran nedenlere ezilenler cephesinden bakarsak sömürgeciliğe karşı verilen bağımsızlık mücadelesi; egemen cepheden bakarsak da savaştan –galip çıkanlar da dahil- yorgun çıkan Avrupa’nın sömürgecilik pratiklerini devam ettirmesinin mümkün olmadığını görürüz.

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından başlayan Soğuk Savaş dönemine “kapitalist dünyanın komünizm tehdidi” damgasını vurmuş, emperyalist güçlerin kendi aralarındaki rekabet daha geri plana itilmişti. Yine 1929 büyük ekonomik buhranından sonra uygulanmaya başlanan ve savaş sonrası dönemde daha geniş bir kesime yayılan Keynesyen devlet müdahaleciliği ve refah devleti uygulamaları ise içe yönelik sermaye birikimi veya ithal ikameciliğe dayalı sanayileşme çabasını beraberinde getirmiştir.

KAYNAKÇA

1 ÖZTÜRK Özgür, Emperyalizm Kuramları ve Sermayenin Uluslararasılaşması

2 ÖZTÜRK Özgür, Emperyalizm Kuramları ve Sermayenin Uluslararasılaşması

V. İ Lenin, Emperyalizm. Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, çev. Cemal Süreya, Sol Yayınları, Ankara, 1969

Rosa Luxemburg, Sermaye Birikimi, çev. Tayfun Ertan, Alan Yayıncılık, İstanbul

Marx, K. ve Engels F. Sömürgecilik Üzerine çev: Muzaffer İlhan Erdost, Sol Yayınları, Ankara