Çukurova Üniversitesi’nde öğrenim gören beş arkadaşımız, 12 Ekim günü “Demokratik Ülke, Demokratik Üniversite” talebinin yazılı olduğu bir pankartı kampüslerine astıkları için önce çetelerin daha sonra da polislerin saldırısına uğrayıp gözaltına alındı. Gözaltına alınan arkadaşlarımız 3 gün boyunca avukatlarını göremedi.

Arkadaşlarımız gözaltına alındıktan tam 6 gün sonra savcılığa sevk edildi. Süreç boyunca müvekkillerini görmeleri engellenen avukatlar, burada “dosyaya gizlilik kararı getirildiğini öğrendi. Savcılıktaki ifade işlemlerinin ardından mahkemeye sevk edilen üniversitelilere bilindik “Terör örgütü propagandası” suçlaması yöneltildi.

İbrahim Tuncel, Seda Tanak, Abdullah Adıyaman, Elif Kesen ve Anılcan Hacıboncuk isimli 5 arkadaşımız “Demokratik Üniversite” istedikleri için, çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklandılar. Arkadaşlarımızın savunma hakkı avukat görüşü yasağıyla ve gizlilik kararıyla emniyet, savcılık ve mahkeme tarafından açıkça engellendi.

Cumhurbaşkanının “Rektörlerin üniversitenin öğretim üyelerinin oylarıyla seçildiği sistemin kendisi bir sorun haline dönüşmüştür. Yüksek öğretim sistemimiz yeniden yapılandırılmalıdır” dediği, AKP içinden “Bu çerçeveyle, bu yapıyla yüksek öğretimimizi geleceğe taşımamız mümkün değil. Mevcut yasal mevzuat içerisinde, mevcut alt yapıyla bunların bir kısmının bu günkü koşullarda gerçekleştirmek maalesef mümkün değil. Onun yeni bir yüksek öğretim düzenine ihtiyacımız var” seslerinin yükseldiği bir süreçte “demokratik üniversite” talep eden 5 öğrencinin tutuklanması tesadüf değildir.

Üniversitelerde ve büyük kısmını yakıp yıktıkları kentlerde eylem, miting ve basın açıklaması yasakları koyuyorlar. Gazeteleri, televizyon kanallarını, radyoları kapatıyorlar. Gazetecileri, akademisyenleri, kamu emekçilerini işlerinden atıyolar, gözaltına alıyorlar, tutukluyorlar. Anneler, bir yaşını doldurmamış bebeklerini karakollarda emzirmek zorunda kalıyor. İtiraz edenleri ellerindeki her yolla sindirmeye çalışıyorlar.

AKP de Saray da bilsin: Biz sinmeyiz!

Onların OHAL rejimine boyun eğmeyeceğiz. Arkadaşlarımızı kapattıkları hapishaneden çekip çıkaracak, yaşanan hukuksuzluğa karşı mücadele edeceğiz.

Onlar susmamızı istiyorlarsa, biz sesimizi daha çok yükselteceğiz. Onlar insanları yalnızlaştırıp teslim almak istiyorlarsa, biz birbirimize daha çok kenetleneceğiz.

Onların miadı doldu, biz yeniden doğuyoruz. Onlar yok olmamak için çırpınıyor, biz gelecek için mücadele ediyoruz. Onlar yıktıkça biz yapacağız, onlar yaptıkça biz tekrar tekrar karşılarına çıkacağız.

İster üniversitede, ister sokakta, isterse de işyerinde olsun.

Arkadaşlarımızın tutuklanma gerekçesi “terör propandası”ymış…

Eğer mesele terörse, terör; gazetelerin, radyoların, televizyonların basılmasıdır. Terör; polis kurşunudur, TOMA’dır, gaz bombasıdır. Terör, cihatçılara giden tırlar dolusu silahtır. Terör binlerce kamu emekçisinin işten çıkarılmasıdır. Terör üniversite öğrencilerinin güpegündüz okullarından alınıp hapishaneye atılmasıdır.

“Demokratik Ülke, Demokratik Üniversite” talep etmek suç değildir, “terör” hiç değildir!

İbrahim Tuncel, Seda Tanak, Abdullah Adıyaman, Elif Kesen ve Anılcan Hacıboncuk serbest bırakılsın!

Devrimci Yol’da Devrimci Gençlik

18 Ekim 2016