Cizre-saldırı-10-Eylül-2015

AKP ve Erdoğan, emperyalizmin ve faşizmin güncel ihtiyaçları çerçevesinde içinde bulundukları yönetememe krizini aşmak için, başta bir bütün olarak Kürt halkı olmak üzere, onun örgütlü güçlerine ve devrimcilere olanca gücüyle saldırıyor. Alenen “400 vekil” hesabı güdülerek başlatılan bu süreçte Kürt halkına ve coğrafyasına yönelik saldırı ve katliamlar yaşanıyor.

Suruç katliamının hemen ertesinde IŞİD’le mücadele bahanesiyle doğrudan devrimcilere, Kürt halkının örgütlü güçlerine saldırı ve operasyonlara başlayan devlet, son bir buçuk ayda polis ve özel hareket olarak adlandırılan çeteler eliyle yüzden fazlası çocuk olmak üzere genci yaşlısı ile toplam 2 bin 500’den fazla kişiyi gözaltına aldı. Yüzlerce insanın yaralanmasına, sadece 21’i Cizre’de olmak üzere, aralarında çocuk ve bebeklerinde bulunduğu 40’tan fazla kişiyi infaz etti.

Başta Cizre olmak üzere bütün Kürdistan’da, keyfi sokağa çıkma yasakları, güvenlik bölgeleri ile fiili OHAL durumuna geçildi.

Türkiye’nin pek çok büyükşehrinde ise örgütlü kimliği ile tanından devrimci mahallelere ve HDP bürolarına, polis destekli AKP’li, MHP’li, TGB’li çeteler binlerce saldırı gerçekleştirdi. HDP büroları kundaklandı, mevsimlik işçiler diri diri yakılmak istendi, Kürt illerinden gelen otobüsler taşlandı, insanlar kimlikleri kontrol edilip sokak ortasında linç edildi.

Cizre’de bugün yaşanan durumun adı katliamdır. Sekiz gündür sokağa çıkma yasağının olduğu kuşatılmış ilçede halk cenazelerini dahi defnedememekte, cenazeler derin dondurucularda bekletilmektedir. Seçim meydanlarında, Cumhurbaşkanı ve AKP açısından vazgeçilmez argüman olan “Milli iradenin tecellisi“, milletvekilleri ve bakanlar dahi Cizre’ye girememektedir. Sokakta yürüyen insanlar keskin nişancıların hedefi olmakta, evler top ve tank ateşleriyle tahrip edilmektedir.

Türkiye’de kelimenin tam anlamıyla açık faşist bir rejim bulunmaktadır. İnsanlık değerleri ile uzaktan yakında ilgisi olmayan faşizmin temsilcileri AKP ile Tayyip Erdoğan, yaşanan katliamların ve halklarımızın çektiği acıların doğrudan sorumlusudur. Kürt halkı ve asker yakınları “Katil Erdoğan” diye haykırarak asıl düşmanın kim olduğunun farkında olduklarını göstermektedirler.

Bugün Kürt halkının onurlu direnişine omuz vermek, demokrasi ve özgürlüklerimiz için mücadele etmek bir insanlık görevidir. Bu bilinçle:

  • Faşizmin bütün katliam ve cinayetlerine karşı direnişi büyütmek, emperyalist haydutların kuklası, kana susamış, hırsızların ve katillerin saraylarını başlarına yıkmak en genel görevimizdir.

  • AKP ve Erdoğan’ın kirli savaş politikalarını, halkın çocuklarını zulüm saltanatı için ölüme gönderenleri her fırsatta olanca gücümüzle teşhir edeceğiz.

  • Bu süreçte polis ve kontra güçlerin doğrudan örgütlemesi ile harekete geçirilmeye çalışılan, halkımıza saldıran, örgütlü yapılara saldıran para-militer faşist güruhlarla her alanda hesaplaşacağız.

  • Bu bağlamda güç ve imkan sınırlarımızın azami boyutuyla gerek pratik alanda gerekse ideolojik-politik mücadele hattında “Halkların Kardeşliği” sloganının içeriğini doldurmak için çalışacağız.

  • Tıpkı 6-7 Ekim’de olduğu gibi, örgütlü olduğumuz alanlarda, devrimci mahallelerde, okullarda; sokakta ve barikatlarda buluştuğumuz gibi, faşizme karşı direnişi birlikte örgütlemek için, tüm devrimci demokrat yurtsever örgütlerle omuz omuza mücadeleyi yükseltme çabasında olacağız.

Katiller unutmasın;

Zulüm sonsuza kadar sürmez, suçlular cezasız kalmaz. Ezilenlerin öfkesi her zaman egemenlerin hırsını boğmuştur. Bugün hiç yok olmayacakmış gibi görünen katillerin gelecekleri yoktur. Tarih öfkemize ayaklarından ağaca asılan Mussolini’den, intihar eden Hitler’den, kurşuna dizilen Nikolay’dan, giyotine yollanan Louis’den tanıktır.

Madem ki halka saldırıyorsunuz, madem ki yeni katliamlar peşindesiniz; andolsun ki fitili ateşlenmiş öfkemizin hedefi olacaksınız!