taraftarin-gezi-si-istanbul-united-6093428_o

Lig bitti ancak ardında “boş kalan tribün fotoğrafları” bırakarak. Şike veya Aziz Yıldırım’ın başkan adaylığı tartışmalarını bir yana bırakırsak Passolig gündemdeki yerini ilk günkü sıcaklığı ile koruyor. Ulaş Kızılırmak, Ligin ardından Passolig mücadelesini yazdı… Futbolun eril kültürü bağrında taşıdığı eleştirimizi baki tutarak Gezi’nin yıl dönümünde olduğumuz şu günlerde İstanbul United’ı selamlayarak yazıyı sizlerle paylaşıyoruz… 


Marksizme göre en genel tarif ile alt yapı ilişkileri üst yapı ilişkilerinin belirlenmesinde ve şekillenmesin etkin rol oynar. Yani diğer bir ifade ile üst yapı dediğimiz; sanattan siyasete kültürden spora kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan olgu; alt yapı olarak nitelendirilen; üretim araçları, üretim ilişkileri ve üretim güçlerinin ilişki ve çelişkilerine göre biçimlenir.

Günümüzde üretim tarzı kapitalizmdir ve hal böyle olunca alp yapı-üst yapı denklemi bağlamında sanat, siyasat, kültür vb. Olgular buna göre şekillenip biçimlenirler.

Futbolda bu durumdan nasibini almış, eski toprak sahalardan, sokak aralarından; mahalle takımlarının amatör ruhlarından koparak, günümüze artık kapitalistik bir eğlence alanı haline gelip, bununla birlikte, milyarlarca dolarların bahsinin geçtiği ekonomik bir sektör haline geldi. Kapitalist tarzın her alanda yarattığı eşitsiz büyüme ve tekelleşme futbol üzerinde de kendini belli ediyor.

Endüstriyel Futbolda Altın Kural Metalaştırmadır

Endüstri; makine ve benzeri araçlar kullanılarak bir madde veya gücün niteliğini veya biçimini değiştirerek toplu üretimde bulunan faaliyet dalıdır. Endüstriyel sözlük anlamıyla endüstri ile alakalı demektir.
Endüstriyel futbol ise, futbolun salt zevk veren ve eğlendiren bir kültür halindeki kısmından koparılıp ticarileştirillmesi ve bütünüyle bir pazar ve sektör haline dönüştürülmesidir.

Endüstriyel futbolda altın kural yine kabaca, kapitalizmdeki gibi olguların metalaştırılmasıdır. Ekonominin süratle değişime uğrayan dinamikleri, taraftar sayıları milyonlarca kişiye ulaşan futbol kulüplerinin, bu değişime ayak uydurarak şirket halini almalarına neden oluyor. 1980Lerin başlarında kendini gösteren merchandising[1], sponsorluk ve reklam ile 1990’ların sonlarına doğru önem kazanan medya ve yayınlardan elde edilen gelirler gibi yeni gelir gruplarını ortaya koyarak, UEFA Kupası, Şampiyonlar Ligi vb. Uluslararası müsabakalarda başarılı olma arzusu futbol kulüplerini tekelleşme sürecine sokarak, kulüplerin birer ekonomik organizasyona dönüşmesine neden olmuştur.

Türkiye’deki fanatizmin de etkisiyle taraftarların takımları için daha fazla harcama yapıp (giyim ürünleri, GSM operatörlerinin taraftar sim kartları, her maç için bilet ve kombine satın almak vb.) takım için harcanan paranın sanki takımı başarıya ulaştıracakmış gibi hava yaratılması endüstriyel futbolun bir sonucudur. Bu noktada taraftar artık yalnızca taraftar değil aynı zamanda bir “müşteri”dir de.

Türkiye de endüstriyel futbolun en güncel ve ses getiren ürünü; en başta taraftar grupları ve hatta yer yer kulüp yönetimlerinin bile tepkisine sebep olan “Passolig” ya da diğer adıyla “E-Bilet”tir.

Passolig Rant ve Fişlemedir

Passolig’in anavatanı İtalaya’dır. 2010 yılında İtalya da kullanıma giren ‘Tessera del Tifosi’ yani Taraftar Kimliği bizim ülkemizde 2011 yılında TBMM’den geçen 6222 sayılı; karşılaşmalarda yaşanan olaylara karşı önlem almayı gerektiren kanunla ayak sesleri duyulmuş, 14 Nisan 2014 tarihinde ise kullanılmaya başlanmıştır.

Passolig teknik olarak nedir ve ne işe yarar? Passolig fikrinin piyasaya sunulduğu ilk günlerde kullanılan argüman genelde karşılaşmalarda yaşanan kavgaları, tribünlerde çıkarılan olaylara çözüm üretmek biçimindeydi. Ancak altında yatan temel neden başkaydı. Passolig almak için tüm kişisel bilgiler sisteme verilir. Bu yanıyla çok normalmiş gibi duran şeyi anormal ve tehlikeli yapan olay, tüm bu kişisel bilgilerin Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığıyla paylaşılmasıdır. Bununla kalmayıp bu bilgiler kulüpler adına pazarlanabilecekler. Bu bağlamda bakıldığında; zaten her fırsatta illegal biçimlerde fişleme yapan devlet, fişleme yöntemlerine bir yenisini ekliyor. Yine bu fişlemelerin ne maksatla yapıldığını Taraftar Hakları Derneği yayınladığı “14 Nisan E-Bilet Taraftar Bildirisi”nde şu şekilde anlatıyor: “’E-bilet’ uygulaması, ‘sistemin tepki gösteren – isyan eden – hak arayan kesimlerini bu yolla gözlem altında tutmaya ve en ufak bir protesto sonrasında, toplu gözaltılarla taraftarlar arasındaki muhaliflerin baskı altına alınması amaçlanmaktadır.”

Passoligin gündeme düşmesi ve uygulmaya girmesiyle birlikte taraftar gruplarının protestolarıda başladı. Taraftar grupları boykot kararları aldı. Alanlara çıkıp tepkilerini dile getirdiler hatta kimi yerde bu protestolar çatışmalara sahne oldu. İstiklal Caddesinde yaşanan kitlesel protestoda polisin sert müdahalesi dikkat çekmişti. Kombine satışlarında da ciddi düşüşler yaşandı. Passolig öncesi dönemlerde %90a varan kombine satışlarında passolig ile birlikte %50yi geçmedi. Her dönem en yüksek kombine satışını yapan Galatasaray bu uygulama nedeniyle kombine satşında 20 binle en kötü dönemini yaşadı.

Passoligin sorunları yalnızca fişlemeyle sınırlı da değil. Aynı zamanda taraftarlar açısından ekonomik anlamda da büyük problemler yaratıyor. Passoligle beraber taraftarlar maça gitcem için ekstra ücret ödemek zorunda kalıyor. Bununla beraber passolig tarifeleri her taraftar için aynı derecede değil. Dört büyükler olarak bilinen; Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor taraftarlar 25 lira ligde yer alan diğer takım taraftarları ise 15 lira ödeme zorunlu tutuluyor. Taraftarlar ayrıca her maç için 2 lira ek ücret ve kurye için de 5,5 lira ücret ödemek zorunda bırakılıyor.

Taraftarlar açısından ekonomik boyutu olan passoligin bir de kendi ekonomik çerçevesi daha doğrusu “rantı” söz konusu. Paasoligin devlet ediyle hayata sokulması ve bu projenin ihalesini hükümete yakın olan Çalık Grubuna ait Aktif Bankın alması, projenin aslında sahalardaki şiddeti önlemek değilde yandaşa rant sağlamak ve bu alanda yeni bir tekel oluşturmak istenildiğinin göstergesi. Bu durumun en net örneği passolig sahibi her taraftarın aynı zamanda otomatik olarak Aktif Bank müşterisi olmasıdır.

Temelde passolig, endüstrileşmiş futbolun bir ürünü olup bundan bağımsız düşünülemez. Gezi Direnişi’nin toplumsal dinamikleri canlandırmasıyla birlikte, Gezi’de etkin rol oynayan taraftar grupları; passoligin daha çok fişleme sorununa dikkat çekip bunun muhalif grupları denetime alma çalışması olduğunu belirtiyorlar. Yine Gezi örneğini verip, düşüncelerini şu şekilde dile getiriyorlar: “Taraftarların öyle takım sevdasıyla afyonlanmış insanlar olmadığı Gezi sürecinde görüldü. Taraftar grupları statlar, marşlar, sloganlar ile oyunu iktidarın yarı sahasına yıkınca, iktidar saha dışı oyunlara başvurdu. Daha önceden kararlaştırdıkları e-bilet çalışmaları hızlandırıldı. Ülkenin yarısının oy verdiği bir ülkede, ülkenin aynası olan tribünlerden kontratak gelince paniklediler. ‘Boş adamlar’ olarak görülen taraftarların canlı yayınlarda, milyonların gözü önünde ‘düşünen varlıklar’ olduklarını anlaşıldı. Sonuç olarak, Gezi örneğindeki gibi toplumsal muhalefet yükseldiğinde fişlenme tehdidi işe yaramayacaktır. Bizim gibi gruplar Passolig’i protesto edip tribünlere girmese dahi, Passolig alıp tribünlerde yer alan binlerce taraftar toplumsal muhalefetin yükselmesine kayıtsız kalmayacaktır.”


[1] Tüketiciyi satın almaya yönlendirmek.