Karl Marks’ın 134. ölüm yıl dönümündeyiz. Tereddütsüz söyleyebiliriz ki, hiçbir insan insanlık tarihi üzerinde düşünceleriyle bu denli derin bir etki bırakmamıştır. Haklı olarak, kendi ismiyle anılan Marksizm oluşturulduğu andan itibaren, dalga dalga yayılmış, bütün coğrafyalarda devrimci mücadelelere bayraklık etmiş, ezilenlere esin kaynağı olmuştur.

İnsanlığın sınıfsız, sömürüsüz toplum mücadelesine ışık tutmuştur. Marks kadar büyük bir önder olan yoldaşı Engels, 17 Mart 1883’de mezarı başında yaptığı konuşmada çok haklı olarak: «Nasıl ki Darwin organik doğanın gelişme yasasını bulduysa, Marx da insan tarihinin gelişme yasasını bulmuştur” diye ifade etmiştir onun bu eşsiz rolünü.

Özel mülkiyetçi sistemlerin en sonuncusu ve gelişkini olan kapitalizm, bugün, iç dinamiklerinin bağrında gelişen derin bir ekonomik bunalımın pençesinde kıvranmaktadır. Kapitalist ekonominin; krizleri, bunalımları, buna bağlı olarak daha fazla işsizliği, yoksulluğu, sefaleti, paylaşım savaşlarını ve sonuç olarak yavaş yavaş kendi yokoluşuna giden yolun taşlarını döşediği gerçeğini ilk olarak Marks gösterdi bize. Temel eseri Kapital’de, kapitalizmin işleyiş yasalarını en ince ayrıntısana kadar çözümlemiş, yetmezliklerini, sınırlarını ortaya koymuştu. Bu analizin, gerçeği bütünüyle kavradığı, yaşananların onu haklı çıkardığı aklı mühürlü olmayan herkesin teslim edeceği kadar açıktır.

Sistemin yaşadığı tükeniş, Marksizmin iflas ettiğini öne süren, onu modası geçmiş bir teori olarak lanse edenlerin iyiden iyiye seslerini kesmelerine yol açmıştır. Çünkü gerçekler devrimcidir. Ve o gerçekler Marks’ın gösterdiği gibi, kapitalizmin insanlığın geleceğinde olmayacağını, gelecekte varolanın komünizm olacağını söylüyor. Bu, Marks’ın ideali olduğu için değil, gerçek hareketin istikameti o yönde olduğu için böyledir. Marks ve Engels’in bundan 170 yıl önce Alman İdeoloji’sinde belirttikleri gibi: “Bize göre komünizm ne yaratılması gereken bir durum, ne de gerçeğin ona uydurulmak zorunda olacağı bir ülküdür. Biz bugünkü duruma son verecek gerçek harekete komünizm diyoruz.”

İnsanlık tarihinin geçmişi ve bugünü, yaşanan ekonomik/politik/bireysel ve toplumsal hayata dair gerçekler Marks’ın insanlığa armağan ettiği tarihsel materyalist yöntem kullanılmadan anlaşılamaz. Tüm dünyayı kasıp kavuran kapitalizmin krizi, Suriye’de yaşananlar, Trump’ın seçilmesi, her yanda yükselen göçmen düşmanlığı, küresel hegemonya kavgası, Türkiye’deki başkanlık mücadelesi, Kürt Sorunu vb. vb… Bizi kuşatan tüm bu süreçler ancak, Marks ve Engels’in 1846 yılında Alman İdeolojisi’nde ifade ettiği şu yöntemin aydınlatıcılığında çözümlenebilir: “Fikirlerin, anlayışların ve bilincin üretimi, her şeyden önce doğrudan doğruya insanların maddi faaliyetine ve karşılıklı maddi ilişkilerine, gerçek yaşamın diline bağlıdır. İnsanların anlayışları, düşünceleri, karşılıklı zihinsel ilişkileri, bu noktada onların maddi davranışlarının dolaysız ürünü olarak ortaya çıkar. Bir halkın siyasal dilinde, yasalarının, ahlakının, dininin, metafizinin vb. dilinde ifadesini bulan zihinsel üretim için de aynı şey geçerlidir.” ”Yaşamı belirleyen bilinç değil, tersine, bilinci belirleyen yaşamdır.” Bu yöntemin ışığı olmadan gerçekleri karanlıktan kurtarmak mümkün değildir.

Rosa Luxemburg, Marks’ın ortaya koyduğu bu yöntemi, “yepyeni bir dünyaya göz atmamıza imkan veren, bağımsız etkinliğe sonsuz bir perspektif açan, önceden keşfedilmemiş alanlara cesaretle uçma isteğimizi kanatlandıran bir araştırma yöntemi” diye son derece güçlü biçimde ifade etmiştir.

Marksizm bir dogma değil eylem kılavuzudur. Ve bu kılavuz olmadan mücadele, okyanusta pusulasız yol almak gibidir. Devrimci mücadele Marksizmin yöntemine ve bilgisine sahip olmadan yürütülemez. Eksik ve yetersiz kalır. Kaçınılmaz olarak bir süre sonra güçten düşer ve etkisizleşir. Bunu bilmek ve Nazım’ın şiirinde ifade ettiği gibi “24 saat Marks, 24 saat Engels, 24 saat Lenin” çabası içinde olmak gerekir. Aksi tutum veya bu noktaya yeterince önem vermeme, iddiamızla pratiğimiz arasında derin bir açının oluşması anlamına gelir.

Marksizmin yol göstericiliğinde zafere ulaşan Büyük Ekim Devrimi’nin 100. Yıldönümü olan 2017’de yeni Ekim Devrimleri yaratma yolunda ilerleyebilmek için, daha fazla Marks, daha fazla Engels, daha fazla Lenin şiarıyla donanmalıyız.

İşçiler, emekçiler, gençler, ezilenler Marks’a çok şey borçludur. Marks, İnsanlığı kapitalizm belasından kurtaracak kavganın kutup yıldızı ve bilimsel öğretisidir. O umudun adı, yenilmez iradesi ve beynidir. Adı, insanlık varoldukça yaşayacak bir abidedir.

Karl Marx Sönmez Bir Meşaledir!

Marksizm Yol Göstermeye Devam Ediyor!

14 Mart 2017