önderbabat800

Devrimci mücadele içerisinde başarı öznelerin, dün-bugün-gelecek birlikteliğini, güne izdüşürmedeki yeteneğiyle doğru orantılı olarak gelişir. Bugün’ün devrimci mücadelesini örgütlemek, bugünün dünyasını, dünya ezilenleri adına evrensel bir çözümlemeyi yapmaktaki başarıya bağlıdır.

Bu evrensel çözümleme içerisinde Türkiye ile olan nedensel ilişkisi içerisinde Türkiye’de iktidar hedefli bir pratik süreci örgütlemek de tarihsel bir gerekliliktir. Devrimci mücadelenin iktidar hedefi ve ona yönelik istikrar, gelecek öngörüsüyle alakalı olduğu kadar, günü örgütlemedeki kabiliyeti ile de ilintilidir. Günü izdüşüren her pratik faaliyet ise devrim, geçmişin geliştirilmesi ve geleceğe taşınması ile örgütlenebilir.

Lenin devrimci mücadelede sürekliliğin önemine işaret etmek adına su damlaları örneğini vermiştir. Sert ve güçlü bir kayada ovuk oluşturan ve en sonunda kayayı parçalayanın sürekli ve aynı yere damlayan su damlalarının olduğunu söyler. Bu süreklilikte işçi sınıfının evrensel ilkelerine ve yerel politika üretmedeki geçmiş mirasa olan güven, yani devrimci bir hareketin kendi ilke ve mücadele stratejisine güven için başarının başka bir önkoşuludur.

Dünya üzerinde zafer kazanan tüm devrimci pratikler, geçmişin mirasını geleceğe taşımadaki ustalıklarıyla zafere ulaşmışlardır. Ekim Devrim’i öncesindeki süreçlerde köylü hareketlerinden, halkçı anarşist hareketlere kadar her deneyim işçi sınıfı ve ezilen halkların evrensel ilkelerine göre değerlendirilmiş, başarıya ulaşamamalarındaki nedenler saptanmış ve doğru mücadele çizgisindeki faaliyetlerle de bertaraf edilmiştir. Ekim Devrimi öncüleri ideolojik ve politik önderliğin tüm esaslarını yerine getirmiştir. Devrim stratejisi içerisinde tüm karşı devrimci güçlere karşı uzlaşmaz bir çizgi izlemiş, devrimden yana olan tüm grupları sürece doğru hamleler yaparak harekete geçirmişlerdir. Devrim sürecinde devrimci hareket içerisindeki tüm sağ ve sol sapmalarla ideolojik önderlik esaslarınca mücadele edilmiş, doğru stratejiyi geliştirmeleriyle birlikte süreci zafere taşımışlardır.

Ayrıca dünya devrim tarihine köklü miraslar bırakan ve halk savaşını tüm dünya emekçilerine öğreten Latin Amerika devrimci hareketleri geçmiş mirası üzerine inşa ettikleri mücadeleleri ile başarıya ulaşmışlardır. Latin Amerika’da pek çok devrimci hareket adını, köylü devrimlerinden ya da halk isyanlarından alır. Devrim karakterlerini yerel mücadeleler belirlediği gibi, savaşım ve strateji tespitleri evrensel ölçütlerle belirlenir. Urugay’da Tupomaralar, Nikaragua’da Sandinistalar, Meksika’da Zapatistalar evrensel devrim mücadelesinin yerel karakterlerini temsil eder.

Tüm bu örnekler bizler için öğretici olduğu kadar, karşı devrim güçleri için de öğreticidir. Kapitalist/emperyalist sistem bugün ezilenlerin yüzlerce yıldır biriktirdiği gibi tüm birikimi boşaltmak ve bu tarihsel devamlılığı koparmak misyonuyla hareket etmektedir. Marksizm/Leninizm’in yol gösterici doktrini burjuvazinin hizmetindeki sözde muhalif, liberal, entelektüel kalemlerce tahrip edilmeye çalışılırken, halklar nezdinde ise var olan toplumsal örgütlülüğü dağıtmak, halkların beslediği pınarı kurutmak için çaba sarf etmektedirler.

Bugün ülkemiz açısından pek çok devrimci değerin içi boşaltılmaya, geniş halk kitlelerinin etkinliği atomize edilerek liberal kanallarda boşa çıkartılmaya çalışılıyor. Toplumsal muhalefet geçmişten beslenemediği oranda başarısızlığa uğruyor. Bu da iktidar hedefinden uzaklaşmasına ve var olan birikimini devrimcileştirememesiyle birlikte tüketmesine neden oluyor.

Bugün ülkemiz için faşizm sadece katleden, işkence eden, zorbalık eden bir sistem olarak değil, toplumsal muhalefetin bilinç ve algılarını yönlendiren, kendi yarattığı kısır alanların dışarısına çıkılmasına izin vermeyen, gerektiğinde suni muhalefetler örgütleyen bir konumda kendisini güncellemiştir. Ezilenlere devrimci alternatifi unutturma noktasında ciddi başarılar elde etmiştir.

Bugünün Türkiyesinde faşizmin hala devrimci kalmayı başarmış örgütlenmelere pervasızca saldırısı, devrimci alternatifin her daim güncel ve sistemi alaşağı edecek tek gücün örgütlü güçler olduğunu bildiğindendir. İçinden geçtiğimiz son süreçte devrimcilere yönelik gözaltı ve tutuklama furyası bunun en güncel ve somut örneğidir. Devrimci mücadele kendi meşruluğundan ve inancından beslenir, dolayısıyla bu saldırıları boşa çıkartacak da yine halkların örgütlü gücü olacaktır.

İşte devrimci hareketimiz sahip olduğu tarihsel birikimi bugüne taşıma noktasındaki yeteneğiyle faşizmin ve emperyalizmin her dönem hedefinde olmuştur. ’80 öncesi mücadele pratiğini THKP-C çizgisi üzerine inşa eden Devrimci Hareket günü yakalamadaki başarısıyla halklara umut, faşizme ise korku salmıştır. Faşizm; yoldaşlarımızı işkence tezgâhlarında, darağaçlarında, tuzaklarda katletmiş ve mücadelemizin tükenmesini amaçlamıştır. Ancak mücadelemiz halkların kalbinde ve ruhunda daha çok vücut bulmuş, eksilerek değil çoğalarak ilerlemiştir. Tüm örgütlü kesimlere dönük gerçekleştirilen 12 Eylül faşizmine karşı yoldaşlarımız; kırlarda, kentlerde ve cezaevlerinde direnmişler, faşist darbeden hesap sormak adına mücadeleyi sırtlamışlardır. Örgütlü duruşu yitirmeden mücadele eden yoldaşlarımız, idam sehpalarında, sokak aralarında ve kırsal alanlardaki çatışmalarda da bunun bedelini canlarıyla ödemiş, devrimci mücadeleyi ileriye taşımışlardır.

Devrimci hareketimizin sahip olduğu miras, günü yakalamasına ve süreci geliştirmesinde en temel dayanağını oluşturmuştur. 2000’li yıllara gelindiğinde, emperyalizmin ortadoğu coğrafyasına dönük saldırılarını ve Türkiye’nin bu bağlamda biçimlenişine dönük tespitleri ve ördüğü mücadele hattı emperyalizm için oluşturduğu en büyük tehditti. 2000’li yıllarda Ortadoğu coğrafyasına en büyük saldırı olan Irak işgali, başta muhalif kesimlerce alkışlanmış, daha sonrasında ise liberal protestolarla süreç örgütlenmeye yani örgütsüzleştirilmeye çalışılmıştır. Devrimci Hareketimiz Ortadoğu süreci ve Türkiye’nin görevleri üzerinden yaptığı tespitlerle süreci karşılamış Iraktaki somut gerçekliğe dönük ”Yaşasın Halk Savaşı” tespitiyle emperyalizme kafa tutmuştur. İşte bu tarihsel kesitte 3 Mart 2004 tarihinde Önder Babat yoldaşımız temsil ettiği değerler bakımından tehtid olarak algılanmış ve dergi büromuzun önünde katledilmiştir. Devrimci Hareketimizin geçmiş ve gelecek arasında kurduğu köprü, günü yakalamadaki başarı, tüm devrimci kesimler gibi hareketimizi de hedef haline getirmiştir. Önder Babat’ın katledilmesi; devletin profesyonel katillerine yaptırdığı bir operasyondur. Bu operasyon, işleniş ve ihtiyaç duyulduğu süreç ile birlikte değerlendirildiğinde pek çok bakımdan ilktir.