karanfil2
O gülümsediğinde,

Patlayan bir tomurcuk gibi

İçinin güzelliği karanfilleşirdi yüzünde.

Çin, Vietnam, Küba kokardı

Ama anadiliyle yazılıydı ufkunun şiiri.

Dersim ve Kürtçe kökenliydi yaşam dizeleri.

Bir yaşam biçimi olarak benimsemişti devrimciliği,

Bu nedenle Milad edinmişti Mayıs 77’yi…

Önder Babat, insan olmanın tüm niteliklerini devrimciliğine içermişti. O’nun şahsında devrimcilik, yaşamı bütünüyle içeren bir kimlikti; hem teori hem pratikti; dün-bugün diyalektiğiydi; evrim ve devrimin iç içe geçmesiydi; yani dünyaya Che gibi Türkiye’ye Mahir’ce bakabilmekti.

Önder Babat, THKP-C’den Devrimci Yol’a, Devrimci Yol’dan Devrimci Hareket’e uzanan sürecin devamlılık güvencesi, kadro anlayışı ve devrimcinin taşıması gereken niteliklerin ifadesidir.

Önder Babat, Leninist devrim modelinin kadro anlayışıdır

Mahir’i anlatırken söylediğimiz gibi Önder Babat, Leninist devrim modelinin kadro anlayışıdır; dünü an’a taşımak, güncelleyerek yeniden üretmektir; stratejik ufuklu olmak, geleceği ıskalamadan günün görev ve sorumluluklarını üstlenmektir.

Kadrolar, bir hareketin uygulayıcı özneleridir; sahip olunan değerlerin hem taşıyıcısı hem devalılık güvencesidir. Hareketin siyasal çizgisini kavrayıp hayata geçirmeye uygun kadrolar olmadığında, Stalin’in deyimiyle“doğru siyasal çizgi, kâğıt üzerinde kalma tehlikesi taşır.”

Kadro, aynı zamanda kadro yetiştiren insandır; dönüşen ve dönüştürendir; hem öğrenci hem öğretmendir. Bu nedenle devrimci kadrolar, sistemin kadrosundan farklı olarak, ezberle veya bir “paket program”la hareket etmez, öğrendiklerini tecrübe ve birikim havuzunda mayalayıp kitlelere üretken bir çerçevede taşır.

Lenin, “İnsan sıkıntısı çekiliyor ama yığınla insan var” derken de, ondan onlarca yıl sonra Türkiye coğrafyasında, “kadro saksıda yetişmiyor,” tespiti yapılırken de aynı gerçekliğe dikkat çekiliyor, kadronun yetişmesinin güçlüklerine işaret ediliyordu.

Bu güçlüklerin yanında, bilinir ki “Önünü devrimci araçlarla açabilen bir hareketin izlediği yol, sonsuz olanaklarla döşelidir.” Bunun bilincinde olan Önder Babat, hareketin potansiyel imkanlarını kendi yetenekleriyle birleştirmiş, mücadelenin çeşitlilik ve çok yönlülük gerektiren niteliklerini yaratıcı bir üretkenlik ve sorumlulukla karşılamıştır. Kısa süren yaşamında bir kadronun çok yönlülüğünden ne anlaşılması gerektiğini göstermiş, ikili görevler bütününe göre hem güncel görevlerin hem de stratejik ufkun gereklerini yerine getirmiştir; teoriyi pratikten ayırmadan kavramış, öğrenerek yapmış, yaparak öğrenmiştir.

Önder Babat, sistemin eğitim anlayışının antitezidir

Önder Babat, Marks’ın 11. Tez’ine uygun olarak, hayatı yorumlamayı, doğru bir bakış açısı edinmeyi önemsedi ama bununla yetinmedi, anlamanın yanına değiştirme hedefini de koydu. Bir taraftan felsefe eğitimi gördü, diğer taraftan, bunun soyut entelektüel bir çaba ile sınırlı kalmaması için öğrendiklerini hayatın içine taşıdı.

Yeniden üretimin bilincinde olması, onu sanatsal etkinliklere de yöneltti. Böylece felsefe ile sanatı, yaratıcı etkinliklerinde bir araya getirdi. Tam da bu nedenle Önder Babat, sistemin eğitim anlayışının, ezber ve tek yanlılığın, bilimleri birbirinden koparan yöntemin anti teziydi.

Devrimciliğin, sınıflı toplumun sebep olduğu tüm kötülüklerin kaynağını saptama, çözüm ve alternatif üretme sanatı olduğunun bilincindeydi; buna uygun olarak, alternatif değerleri yaşamın tüm kesitlerinde üreten bir kimlikle hareket etti.

Felsefe onun nezdinde tarihsel bir fenerdi; Platon ve Aristo’dan İbni Rüşd’e, Hegel’den Marks’a uzanan üretkenlikle yetinmedi; Marksizmin yaşayan bir öğreti olduğunun bilincindeydi; bu nedenle aşılmaz sanılan en zorlu problemlere Mahir’ce gülümsedi. Mutluluğu, şişirilmiş ruhsal balonlarda değil, değerleri için yürüdüğü yolda aradı; öğrenmekle mücadele arasındaki ilişkiyi, İngilizce dahil birkaç dil bildiği halde “Biz, ODTÜ’de İngilizce üç kelime öğrendik: Yankee go home,” diyen Sinan Cemgil gibi algıladı. Çünkü o, sistemin değil devrimin insanıydı.

Önder Babat, Devrimci Hareket’tir

Önder Babat’la ifadesini bulan kadro anlayışı ve örgütsel yaşam, sosyalizm ufuklu, bir yoldaşlığı ifade eder. Tam da bu nedenle, Önder Babat’ı çoğaltıp yaşatan niteliklerimizlebiz; bir cümlenin harfleri, bir paragrafın cümleleri gibiyiz. Toplamda oluşturduğumuz anlamın güvencesiyiz. Bu yolda, kuraldan disipline ve örgütsel forma kadar tüm araçlar bir amaca hizmet eder. Hiçbir araç, tek başına ortaklaşma, saflaşma sebebi değildir.

Bunun bilincinde olanlar, devrimciliği bir yaşam biçimi olarak görür ve örgütlenmeyi bu yaşamın hem kendisi hem de güvencesi olarak değerlendirir. Böyle bir zeminde örgüt-birey ilişkisi, belirleme-belirlenme ilişkisinden çok karşılıklı beslenme ve birbirini tamamlama ilişkisidir. Disiplin, ortaklaşmış değerlerin ifadesidir; bir kurallar hiyerarşi değil, katılım ve üretim diyalektiğidir; itiraz ile alternatifi bir arada yaşayabilmenin gerektirdiği kurallar ve değerler bütünüdür.

Devrimci Hareket, içinde yaşanılan tarihsel anın doğru okunması, sorunların sınıfsal perspektifle karşılanması, tüm ezilenleri kapsayan bir kardeşliğin ölçü alınmasıdır; Önder Babat, böyle bir hareketin bedenleşmiş ifadesidir.

Devrimci Hareket, yaşamı sevgi ekseninde yeniden üretmenin adıdır

Bilinir kikapitalizm, hem sabırsızlık, hem sevgisizliktir. Devrimcilik bunun antitezidir; bir sanatçı sabrı, özeni ve ince işçiliğiyle üretim yapmayı, acele etmeden adım adım yol almayı, kökene inerek bakmayı, sebeplere dokunarak algılamayı gerektirir.

Tam da bu nedenle, sevdayı bir yaşam biçimi edinip, bunu kimliğinin ekseni haline getirenler için Marks’ınSevgi yalnız bir insana bağlılık değildir. Bir tutumdur. Kişinin yalnız bir sevgi nesnesine değil, bütünüyle dünyaya bağlılığını gösteren bir kişilik yapısıdır. Kişi yalnız bir tek kimseyi seviyor, başka her şeye karşı ilgisiz kalıyorsa sevgisi sevgi değil, genişletilmiş bencilliktir,” değerlendirmesi bir pusula niteliğindedir.

Bu, sosyalizmin, mülkiyet eksenli olumsuzlukları yenip sevgi eksenli bir yaşama geçmek anlamına geldiğini kavramın ifadesidir; “ben”den “biz”e geçişin, yaşama ve kavgaya Bedreddin’ce bakmanın örgütlü zeminde somutlanmasıdır; mülkiyetin kovulması, komünalitenin Haziran’ca kavranmasıdır; Önder budur; 77’den bugüne yaşayan Devrimci Yol’dur.