gezi-parkı
Birleşik Haziran Hareketi’nin 27-28 Aralık 2014 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiği Türkiye Meclisi toplantısı ile birlikte yeni bir süreç başlamış oldu. Türkiye Meclisi toplantısı ile birlikte Birleşik Haziran Hareketi, o güne dek kuruluş olarak adlandırabileceğimiz ve büyük oranda forumların/meclislerin örgütlenmesine dayanan süreci tamamlamış oldu. Buradan ‘artık yeni forumlar/meclisler örgütlenmeyecek’ gibi bir sonuç çıkartılmamalı. Aksine, henüz örgütlenemediğimiz yerlerde forumlarımızın/meclislerimizin örgütlenmesine dönük çalışmalarımıza hız kazandırmalı ve etki alanımızı genişletmek için çaba sarfetmeliyiz.

Bugüne dek büyük oranda kapalı alanlarda gerçekleşen forum/meclis çalışmaları, çeşitli çevrelerden ‘salon hareketi’ vb. yakıştırmalara sebep oldu. Öyle zannediyoruz ki, Birleşik Haziran Hareketi’nin 11 Ocak’ta “Bilimsel ve Laik Eğitim İçin Ayaktayız!” sloganıyla yurdun yaklaşık elli ilinde onbinlerce kişinin katılımıyla sokağa çıkması, eleştiri sahiplerine, eleştirilerde aceleci olmamak gerektiği yönünde bir mesaj vermiştir.

Sokaklar, Haziran Hareketi’nin hücrelerinin yaşam bulduğu damarlardır. Halkın, birbirinden farklı noktalarda duran kesimlerinin gericiliğe ve faşizme karşı mücadelede ortaklaştırılmasının zeminlerinden biri olan Birleşik Haziran Hareketi, kendini sokaklarda büyütecektir. 11 Ocak’ta yurt çapında yapılan eylemler bu anlamda önemli bir işarettir ve henüz yolun başında olmamıza rağmen geleceğe umutla bakmak için çokça sebebimiz olduğunu göstermektedir. Bilimsel ve Laik Eğitim İçin Ayaktayız! şiarıyla yürüteceğimiz çalışmalar, 9 Şubat’a dek sürecek. 9 Şubat’ta tüm yurtta yapacağımız eğitim boykotu, egemenlere ve onların bugünkü temsilcisi AKP’ye bir uyarı niteliği taşıyacak.

“Bilimsel ve Laik Eğitim İçin Ayaktayız!” kampanyası, emperyalizmin ve işbirlikçisi ülkemiz egemenlerinin bütünlüklü saldırılarına karşı bir barikat olacaktır. ‘Doğum kontrolünün vatana ihanet ile eşitlendiği, 3-5 çocuk söyleminin dillerden düşürülmediği, kürtajın yasaklanmasının tartışıldığı, imam-hatiplerin tek eğitim modeli olarak dayatıldığı, ve son olarak gerici Milli Eğitim Şurası’nda karma eğitimin kaldırılmasının dahi gündeme geldiği bugünlerde, egemenler bir taşla birçok kuş vurmak istiyor. AKP’nin eğitim alanında attığı adımların amacı; öncelikle kapitalist üretimin, dolayısıyla sömürünün devamı için gerekli ucuz işgücünün, çağın modern kölelerinin sürekliliğini sağlamaktır. Daha fazla çocuk yapmaya dönük söylem sadece bugüne ve ülkemiz egemenlerine ait değildir. Mussolini’de de, Hitler’de de, Fransa’nın faşist ara rejiminin başkanı Mareşal Petain’de de vardır. Bu anlamda faşist rejimlerin sahiplerinin kendi aralarında tarihsel/sınıfsal bir bağ da vardır.

Sermaye kesimlerinin ihtiyacı olan işgücü onlar için itaatkar olduğu ölçüde ‘zararsızdır’. Her şeye rıza gösterdiği oranda ‘faydalı’dır. Bu noktada din ve dinselleştirme, egemenlerin ve onların temsilcisi AKP’nin elinde sömürü amaçlı kullanılan bir enstrümandır. Uysallaştırıcı bir etken maddedir. İşte Birleşik Haziran Hareketi’nin kurmaya çalıştığı barikat, başta çocuklarımız olmak üzere tüm halka yönelen bu saldırıya karşı bir savunma hattıdır.

9 Şubat’a dek sürecek olan çalışmaların kalbinin attığı yer, sokaklar olacaktır. Yaşadığımız canlı süreç, aynı zamanda Haziran Yoldaşlığı’nın harcının karıldığı, tuğlaların üst üste koyulduğu bir süreç olacaktır. Haziran’cıların önündeki en büyük sorumluluklardan biri de; karşılıksız bir güvene ve samimiyete dayalı yoldaşlık tutkalını oluşturmaktır. Bu tutkal ki, bizi birbirimize bağlayacak ve mücadelemizin ufkunun, bizim dahi tahayyül etmediğimiz sınırların ötesine geçmesini sağlayacaktır.

Gün bizim günümüzdür yoldaşlar. Gün Haziran’cıların günüdür. Her sokak, her cadde, her mahalle artık hepimizi taşıyan bir bedeni büyüteceğimiz alanlardır. Hergün yeniden doğacağımız, günü yeniden doğuracağımız alanlar olacaktır sokaklar. Sokaklar ana rahmidir Haziran’ın…

Uzun, çok uzun bir yolculuğa

çıkar gibi

1 Mayıs sabahına uyanır gibi

Parmakuçlarımızı Haziran’a uzatır gibi

Mavi bir tebessüm

Ve çoğul haykırışlarla

Koşuyoruz umudun tam orta yerine:

Sokaklara…

Sokaklar ki,

Sevinçlerimizin ve acılarımızın,

Çocukluğumuzun ve olgunluğumuzun,

Aşkımızın ve tutkumuzun

kucaklaşması…

Sonu “Buğday Meydanı”na varan sokakların

çocuklarıyız biz…

“Serez Çarşısı”na çıkan sokakların çocuklarıyız,

Edirne’den Manisa’ya, Aydın’a uzanan dağlarda

yakılan ateşler,

Gezi barikatlarında yüzümüzü ısıtır.

Bedreddin’in yüzündeki ışık,

Yarınımızı aydınlatır.

Bizim sokaklarımız toza, toprağa

yağmura, çamura batar bulanır da,

Sonunda Tariş’e çıkar.

Ve direniş dediğimiz türkü

Gültepe, Çimentepe’yi aşıp

Bereketli Ege’yi kucaklar.

Moncada Kışlası’na götürür bizi sokaklar,

Bir avuç olduğumuza bakmayın sakın

Fukaralığı ve acılarıyla koca bir halkın

Tutsak düşsek de Batista’lara

“Tarih Bizi Beraat Ettirir” en sonunda

“Uzun Yürüyüş”lere, çekik gözlü bebelere

gebedir bizim sokaklar.

Günler ayları, aylar yılları

Paslı zincirin halkaları gibi

birbirine bağlar,

sabır, taşı toprağı çatlatır da,

Biz usanmayız yürümekten

O engin maviliklere…

Doğa ilk tazeliğini bahşederken ilkbaharın

Dağların tepelerinden kopup gelen çağlayanlar

ana sütü gibi beslerken çayır, çimeni,

Çürümeye yüz tutmuş düzenin sahipleri

Çürümeye yüz tutan tahtalarla

Darağaçları kurar.

Hıdır’ın son sözü:

“Umudu Kuşatacak Ordu Yok!”tur.

Sokaklarımız acılı, fakat başı diktir.

Sokaklar, Haziran’ımızın ana rahmidir!